• DOLAR
    7,7962
  • EURO
    9,4812
  • ALTIN
    460,43
  • BIST
    10,5038
ÇÖZÜMSÜZ, ÇARESİZ KALMAK

ÇÖZÜMSÜZ, ÇARESİZ KALMAK

Neredeyse tüm aileler şikâyetçi.

İlkokuldan liseye değin öğrenim gören çocukların davranışlarına yönelik şikâyetleri bazı duyarlı aileler, kendi olanakları ile çözmeye çabalıyorlar.

Onlar, okul ile işbirliği yapılarak başarılı olunacağının farkındalar.

Çoğunluk ise sadece şikâyetçi olup, eleştiriyorlar.

Elbette kendilerini değil.

Kendileri dışında herkes bu eleştiriden payını almakta.

Özellikle eğitim sistemi ve sistemin en etkili olması gereken öğretmen ilk sırada.

Elbette öğretimin öğeleri, öğretmen yetiştirme, sistemin uygulanması gibi pek çok alanlarda eleştiri, sorgulama yapılacak ve yapılmalıdır.

Eğitimin en etkili öğesi olan öğretmen de eleştirilmeli, sorgulanmalıdır.

Ulusumuzun en belirgin özelliği, çoğunluğun ilgi alanı olsun ya da olmasın her konuda bilgi sahibi olmalardır.

Bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olanların oranı yüzde seksenlerin üzerindedir.

Yaşamı boyunca futbol oyunu oynamayan kişi sadece bir takımının taraftarıdır. Ancak Galatasaray’a antrenörlük yapabilecek kadar da bilgiç, pişkin ve ukaladır..

Ya da, sokağa çıkıp durakta ilk karşılaştığımız kişiye milli eğitim bakanı olması önerilsin, hiç tereddüt etmeden ‘ben hazırım, lacivert elbise alayım ve hemen gidelim’ der.

Bu örnekleri çoğaltmak olası.

Her alanda “bilgi ve fikir sahibi olan, her şeyi bilen” toplumun, dünya ülkeleri arasındaki sıralamada bu kadar gerilere düşmesini anlamak mümkün değil. Eleştirip, şikâyetçi olmak bizlere epey haz vermekte. ‘Çocuklar söz dinlemiyor, iyice denetimden çıktılar’

‘Öncelikli hedefleri yok, belli değil’  ‘Ellerinde en son model telefon, kimseyi görmüyor, tanımıyor ve saymıyorlar’ ‘TV, bilgisayar, internet vb… saatlerce ekran başındalar’

‘Çocuklar hiç ders çalışmadan sınıf geçiyorlar, bu ne biçim okul’

‘Öğretmenlerin umurunda değil, verebildikleri kadar ders yapıyor, öğrenciler üzerinde ağırlıkları yok’ ‘Değer ve kavramlara saygı kalmamış, hızla yok olmakta’ Bu ve benzeri yakınmalar anne ve babalardan hep duyulmakta.

Çocuklarının geleceğine yönelik en hassas olması gerekenler, ‘ben neredeyim, sorumluluğun ne’ duyarlılığını göstermeden, işin kolayını bulup aklı yettiğince diğerlerine suç bulmakta.

İlk eğitimin başladığı ailenin çocuk üzerindeki etkisi giderek, hem de hızlı bir biçimde azalmaya başladı. Aynı kaygı okullar için de geçerli. En tehlikelisi de bu olsa gerek.

TV, telefon, internet ekranları daha etkili. Neredeyse ekranların esiri olunmuş.

Yapılan araştırmalar göstermektedir ki, hafta içi TV seyretme süresi 3.5 saate çıkmış.

Seyredilen programlar, onların yaratıcılıkları, tasarım yapma, düşünme, üretme, sorgulama ve becerilerini geliştirmelerine yönelik değil.

Genellikle müzik eğlence programları, diziler ve seviyeleri alabildiğine sığ evlilik programları izlenmekte. Çocuğun okulda geçirdiği saat sayısı bu programları izlemekten daha az.

Böyle ortamda çocuğun aile ve okuldan daha çok, ekranlardan etkilenmesi gayet normal.

Eğitimin en üst noktasını işgal edenler “tatilde ödev yok” müjdesi verir, okul dışı zamanları “boş geçen dilim olarak görür, bol bol gezin dinlenin” der, “planlı çalışın, kitap okuyun, sosyal, kültürel, sportif etkinliklere katılın” diye söylemezlerse aileler ne yapsın?

Eğitimin öğeleri arasında bütünlük, sıkı bir işbirliği, eşgüdüm sağlanmazsa başarıyı yakalamak neredeyse olanaksız olacaktır. Başarıyı kendilerine, başarısızlığı başkalarına yüklemek en akılcı, kestirme yol olmuş. İşin kolayı böyle bulunur ve sonuçta, “vur abalıya” anlayışı ile olumsuz olan tüm sonuçların tek sorumlusu öğrenci olur. Ezbere dayalı ve sınava odaklı sistemi kimse sorgulamaz. 20-30 yıl önce söylenen “papağan gibi ezberle, yarış atı gibi koş” söylemi günümüzde dahi geçerliliğini korumakta. Ülkemizin genel bir eğitim politikası, belirlenen genel amaç ve ilkeleri var.

Belirlenen programlar, hangi yöntemlerle nasıl gerçekleştirileceği belirlenmiş.

Üzülerek ifade etmek gerekirse sadece kâğıt üzerinde yazılı.

Uygulamadaki sıkıntılar, çözümsüzlük ve çaresizliği beraberinde getirmekte.

Olması gereken öğrenci, aile, öğretmen, yönetim ve çevre işbirliğinin sağlanmasıdır.

Her çözümsüzlüğü giderecek, çaresizliği ortadan kaldırabilecek önlemler vardır.

Bilimsel, akılcı, çağdaş normlarla donatılan eğitim aracı kılındığında, tüm sorun ve çaresizlikler kolaylıkla çözülecektir.

Önemli olan farkına varabilmektir.

Mevcut anlayışla olur mu?

Yanılmak isterim ama neredeyse olanaksız gibi.

 

Sosyal Medyada Paylaşın:

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

Sponsorlu Bağlantılar