• DOLAR
    7,2915
  • EURO
    8,5355
  • ALTIN
    477,20
  • BIST
    1,1787
ERMENİ TEŞHİRİ- GERİ DÖNÜŞÜN  ADI YOK İKEN ; GİDENLERİN  SOYDAŞLARINI HUZURSUZ ETMESİ..

ERMENİ TEŞHİRİ- GERİ DÖNÜŞÜN ADI YOK İKEN ; GİDENLERİN SOYDAŞLARINI HUZURSUZ ETMESİ..

1915 de Ermenileri devletin O günlerdeki mecburiyeti ve daha da önemlisi nefisi müdafaası adına zorunlu göçe mecbur bırakılması, daha sonra tekrar geri dönmelerine izin verilmesi,geri dönmek isteyenlere yardımcı olunmasına karşın zorunlu göçün  gerekçeleriyle anlatılmasına rağmen soykırım yaftası yakıştırılmaktadır.
Tebaanın Osmanlı devlet sınırları içinde ayaklanan vatandaşına iskan alanı değiştirerek nefsi müdafaa hakkını kullanıp kendini Ordusunu koruması ayaklanan Ermenilerin Osmanlı topraklarından başka ülkelere sürülmesi olarak aktarılsa’da bu topraklar O dönemde Osmanlı toprağı olduğu göz ardı edilmemelidir.
Osmanlı’nın Çanakkale Savaşı ile meşgul olmasını fırsat bilen silahlı Ermeni çeteleri 15 Nisan 1915 günü Van’da isyan etmişlerdir. Köylere yönelik baskınlar yapılmış ve Türklere yönelik katliamlara girişilmiştir. Diğer yandan Rusların Van’a ilerleyişi de sürmektedir. 20 Nisan 1915’de Van’daki Osmanlı Bankası, Duyun-u Umumiye binası ve Postane ateşe verilmiş, Müslüman mahallelerine saldırılar düzenlenmiştir.Gittikçe büyüyen İsyan ve Rusların Van’a yaklaşması karşısında Van Valisi Cevdet Bey Türklerin şehri boşaltmaları emrini vermiştir.Böylece Van Rusların kontrolü altındaki silahlı Ermeni çetelerinin kontrolüne girmiştir.
Osmanlı idaresi Taşnak , Hınçak ve benzeri Ermeni komitelerinin kapatılması, belgelerine el konulması, liderleri ile zararlı faaliyetleri bilinen Ermenilerin tutuklanması ve bulundukları yerde kalmaları sakıncalı görülenlerin uygun bir yerde toplanması talimatı verilmiştir.Bu kararın öncesinde yapılan uyarılara rağmen, Anadolu’da silahlı Ermeni örgütlerinin Osmanlı’ya karşı istihbarat ve saldırı faaliyetlerini durdurulamamıştır. Söz konusu  olaylara müteakip tutuklananların sıradan Ermeniler değil, komite faaliyetlerine katılan Ermeniler olduğu  kesinlikle bilinmektedir. Osmanlı belgelerine göre, tutuklanan Ermenilerin önemli bir kısmının serbest bırakıldığını, bir kısmının tehcir edildiğini, suçu ağır olan bir kısmının da savaş sonuçlanana kadar gözetim altında tutulduğu su götürmez gerçektir.
Bir dünya savaşının içerisinde olan Osmanlı İmparatorluğu hem saldırılara maruz kalan vatandaşlarını korumak , kendi aleyhinde faaliyet yürütülmesini engellemek amacıyla söz konusu kararı uygulamıştır .Orduyu besleyecek olan bölgenin ve menzil sınırımızın geçtiği yerlerde düşmanca emeller ile dolu bu unsurların yaşamasını, ordunun yiyecek ihtiyacı ve emniyeti bakımından tehlikeli görüldüğü
Ordu, dış düşmana karşı büyük zorluklarla mukavemet ettiği bir anda, ikmal görevlilerinin ve yeni kuvvetlerinin bir kısmını iç düşmanlara ayırarak büyük bir tehlikeye maruz kalması , gelecekte daha vahim durumlar karşısında kalmamak için, Ermeniler’in HALEP – MUSUL bölgelerine sevk ve iskan edilmesine karar verilmiştir. O şartlarda Osmanlı devletinin sınırları içinde bulunan HALEP- MUSUL Ülke toprağı Osmanlı yurdudur. Ermeniler ülke sınırlarından dışarı atılmamış , ülke vatandaşı olarak bu bölgeye intikali sağlanarak arazi , iskan tahsisi yapılıp orada yaşamaları için gerekli şartlar oluşturulmaya çalışılmıştır.
İspanyolların 1895-96’da Küba isyanını bastırmaları, 400,000 ve 600,000 arasındaki nüfustan oluşan isyancı bölgeleri boşaltmaları ve bunların “la recontracia” adlı bir program altında kamplara yerleştirilmesi; 1898 İspanyol- Amerikan savaşı sırasında halkın Filipinler’deki Amerikan “korunaklı alanlara” sevk edilmesi; Boer Savaşı (1899-1902) sırasında 100,000 civarında Boer’in ve bir diğer 100,000 Afrikalı sivilin toplama kamplarına yerleştirilmesi; 1914’te yarım milyona yakın Alman’ın Rus Devleti tarafından güney Rusya ve Kafkasya’dan alınıp Sibirya’ya yerleştirmesi; İkinci Dünya Savaşı sırasında Japonların Amerikan toplama kamplarına yerleştirilmesi; 500,000’e yakın etnik Çinlinin İngilizler tarafından Malay’ı savaş sonrası dönemdeki işgalleri sırasında “yeni köylere” sevk edilmesi; 1950’lerde Fransızların 800,000’e kadar Cezayirliyi “yeniden gruplandırma merkezlerine” yerleştirmesi ve ABD’nin 1960’larda Vietnam Savaşı sırasında 8,5 milyondan fazla sivili güç kullanarak, ikna ve tehditle “korunaklı” ve “stratejik” mezralara sevk etmesi. Aynı zamanda Malay’daki etnik Çinlilerin savaş sonrası dönem de zorla sevk edilmesinin de mimarı olan Robert Thomson Amerikan komutasının bu harekâttan sorumlu baş danışmanıdır. Vietnamlıların Amerikan komutası tarafından sevk edilmesi, 3 milyon kadar Vietnamlının Fransızlar tarafından 1952-54 sırasında “korunaklı köylere” (agrovilles) sevk edilmesini takip etmiştir.
Tüm bu vakaların ardında aynı gerekçe vardır. Sivil halkları, isyancıları herhangi bir destekten yoksun bırakmak için onları sevk ve iskana tabii tutmak. Osmanlı ise zorunlu göç  şartları değişince 22 Ekim 1918 tarihinde Dahiliye Nezareti’nden çeşitli vilayet ve mutasarrıflıklara çekilen telgrafta ,Savaş sebebiyle başka yerlere nakledilen Rum ve Ermeni’lerin iaşe ve iskanlarının temin edilerek emniyet içerisinde geri dönmelerine müsaade edilmiştir.
Ermeniler’in zorunlu göç  sebebiyle terk ettikleri mülklerinin çoğu onların gidişiyle Müslüman muhacirlere; özellikle Balkanlar’dan, Kafkasya’dan ve Suriye’den Anadolu’ya göç edenlere dağıtılmıştır. Zorunlu göçten geri dönüşle birlikte Hükümet eğer mülk yoksa geri dönenlerin akrabalarıyla ya da iki aile bir arada olacak şekilde yaşamalarını belirtmiştir. Ardından Aralık 1918’de Rum ve Ermeniler’in Taşınmaz Mallarının İadesi hakkında bir kararname çıkartılmıştır. Para, mücevher, ev eşyası gibi taşınabilir mallar ise Komisyon tarafından kayıt edildikleri ve saklandıkları bankalardan alınıp yerel otoritelere iletilmiş ve böylelikle tek seferde yerlerine teslim edilmişlerdir. Giderken mülklerini satmış olanların da bir çoğu geri satın almışlardır. Buna rağmen yarıdan fazlası yurt dışına gitmeyi tercih etmiştir.
Buralardan yurt dışına giden Ermeni vatandaşların gittikleri ülkelerde Türk diye adlandırılır olması bu tasarrufu doğrulamaktadır . Osmanlı topraklarını terk eden Ermeni tebaanın Osmanlı devletine tavır alıp karalama kampanyası içine girmeleri Ruslarla işbirliği yapıp Doğuyu Osmanlı’dan koparamamalarının ezikliği sonucudur. ABD’nin batı sahillerinde 7 Aralık 1941’de Porhervır baskını gerçekleşmiştir.  ABD’nin batısında Pasifik sahillerinde yaşayan yaklaşık 120.000 Japon asıllı ABD vatandaşı , ülkenin değişik bölgelerinde kurulan kamplarda zorunlu iskana mecbur etmiştir. .gerekçe olarak Japonya’nın ABD’nin batı sahilleri üzerindeki tehdidi gösterilmiştir. ABD Makamlarının Japon tehdidini çok yoğun bir şekilde hissettikleri, Pasifik sahili bölgesinde yaşayan Japon kökenlilerin ilerde meydana gelebilecek olası saldırılar esnasında Japon askeri kuvvetleriyle işbirliği yaparak ülkeye ihanet edebileceği endişesine kapıldıkları, bu doğrultuda Japon asıllılara karşı önlemler alma ihtiyacı hissettiği görülmüş ,19 Şubat 1942 tarihinde 9066 sayılı Talimatı (Executive Order 9066) “Savaşın başarıyla yönetilmesi, ulusal savunma araçlarına, tesislerine ve gereçlerine yönelik casusluk ve sabotaj girişimlerine karşı mümkün olan her türlü koruma önleminin alınması” olarak belirtilmiştir. Daha hiç bir askeri çıkarma yapmayan Japonya’ya karşı kendi vatandaşını tehtit görüp sürgün eden ABD Osmanlı’nın ayaklanan Ermenileri zorunlu göçe tabi tutmasını eleştirip 103 yıl sonra öğünümüze getirmesi kendi uygulamasıyla çelişmektedir.Şavaş sonrası Japon asıllı ABD’ vatandaşlarının bir çoğu geri evlerine dönememiştir. Bu durum ise Osmanlı’nın Ermeni teşhiri ile benzer durumdadır .Bu günlerde ABD – ERMENİ TEŞHİRİNİ soykırım olarak gündeme getirirken kendi ardına iyice bakmalıdır. Bu konuda en son söz söylemesi gereken devlet ABD dir . Öte yandan yurt dışına göçen Osmanlı vatandaşı Ermeni tebaa zorunlu göçü soykırım gibi anlatıp taraftar toplama faliyeti birleşme sebebi görüp; bu durumu sıcak tutarak güç olmaya çalışmıştır.
Geri dönüş kararı ile Türk vatandaşı statüsüne geçen tekrar topraklarında yaşayan Ermeni vatandaşlara bu söylemler zarar vermektedir. Asılları araştırılsa şu anda TC devletinde Ermenistan’dan fazla Ermeni yaşamaktadır. Bu söylemler Anadolu’da bir arada yaşayan Ermeni asıllı insanlara zarar vermekte huzursuz etmektedir. Bu insanlar ifşaa olsa ABD gelip kurtarırmı. ? Yurtdışında ki Ermeniler sahip çıkarlarmı.? ABD Osmanlı yükünü TC ‘ye mal etmeye çalışıyorken Osmanlı devlet borçlarını itilaf devletleri nasıl ayrılan devletlere böldü ise, Ermeni zorunlu göçünün bedelini de 1915 de Osmanlı toprağı olmasına rağmen bu gün ayrı olan devletlere rücu etmelidir.karşısında 30 devlet çoğu da müttefiği olduğunu gördüğünde ne yapar acaba. ? Bence kuyruğunu kıstırıp okyanus ötesine kaçar. Yurt dışındaki Ermeniler ise kendi EGO’larını tatmin ederken Türkiye’deki soydaşlarının huzurunu kaçırmaktadırlar.
Yurt dışındaki bu diyaspora gurubu harcadığı kaynakları Ermenistan’a aktarsa idi Ermenistan tüm ekonomik sorunlarını aşmıştı. Ne açıdır bir ülke milletine, ülkeye yardım için çırpındığını söyleyenlerin o ülkeye ekonomik yönden zerre dek yardım yapmamaları bu gurupların kendi egolarını tatmin ettiğinin ispatıdır.
Diğer yandan  Ermenistan’ın bayrağında bizim ülkemizdeki AĞRI dağının sembol olarak kullanılması bu ülkenin ayıbıdır. TÜRK milleti yine kem gözlü düşmanlık girişimlerine rağmen Ermenistan’ın geleceğine her dayim yardım etmeye meyilli olmasıda Türk’ün merhametindendir
. Ermenilerin ,yüz yıllardır birlikte yaşadığı hemşerilerini boğazlamaya cürret etmeleri bunu’da zevkle yapmalarını asla unutamayız. Ama milletleri geçmişte yaptıkları yüzünden yargılamak artık bu devrin olayı değil. ABD bizim geçmişimizi bize hatırlatmak , TC devletini köşeye sıkıştırmak ambargo koymaya çalışmak yerine, kendi kanlı tarihine bakmalıdır. Biz geçmişi unutmadan ama ona da saplanıp kalmadan ileriyi görmek, tarihten dersler çıkararak ülkemizi nasıl daha iyi yerlere getiririz onu düşünmek zorundayız. Son dönemde tırmandırılmaya çalışılan Osmanlıcılık ardında sadece siyaset yatıyor. Osmanlı bizim şanlı tarihimiz ama onun devri bitti. Son dönemlerinde iyi yönetilemediği için varlığını sürdüremedi  . Osmanlının borçları da yanlışları da Osmanlı topraklarını paylaşıp devlet kuranlara birinci dünya Savaşı ardından olduğu gibi
Türkiye ye ; 84.597.495
Suriye – Lübnan
11.108.858
Yunanistan                            11.054.534
Irak                                          6.772.142
Yugoslavya;  5. 435.597
Filistin   3.284.429
Bulgaristan
1.776.354
Arnavutluk                              1.663.233
Hicaz (S.Arabistan)
1. 733.610
İtalya  243.200
Necit (S.Arabistan)                 129.150
Maan (Güney Ürdün)            128.728
Asir (S.Arabistan)                    26.138  Osmanlı  lira’sı bölüştürüldü . 1954 yılında genç Türkiye Cumhuriyeti kendi payına düşen bütün borçları ödedi.İtalya 1926’da,Filistin 1928’de, Suriye ve Lübnan 1933’te, Irak 1934’te, Ürdün ve Maan 1945’te, Bulgaristan 1955’te, Yugoslavya 1960’ta, borçlarını ödemişlerdir.
Bunlara karşılık, Yunanistan, Suudi Arabistan,(Hicaz-Necit-Asir) Arnavutluk ve Yemen hiçbir borç ödememişlerdir.
Yukarda ki durumda gördüğünüz gibi batılılar her zaman olduğu gibi, alacaklarında bile devlet ayırımı yapmakta sakınca görmemişlerdir.,bu günde ABD tarafından mirasçı devletlerine rücu ettirilmelidir. ERMENİ’ler TÜRK halkına yaptıkları mezalimin bedelini maddi olarak ödemelidir. ANADOLU’ da Osmanlının yerine  yeni pırıl pırıl bir Cumhuriyet kuruldu. Ne mutlu TÜRK’üm diyeni bağrına bastı. Düşmanlarının bile takdir ettiği  Mustafa Kemal ATATÜRK sayesinde küllerimizden yeniden doğduk. Artık bize düşen ülkemizi onun gösterdiği muasır medeniyet seviyesine çıkarmaktır. Bu da ancak bilimle çok okumakla ve çok çalışma ile gerçekleşir.ABD dayatmaları bu milleti sindiremez, köşeye sıkıştırma çabası bu milletli birleştirir, büyütür, kenetler,bizi biz yapar Vesselam.

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

Sponsorlu Bağlantılar