• DOLAR
    7,8199
  • EURO
    9,2788
  • ALTIN
    481,82
  • BIST
    1,1856
ADALET VE BARIŞ İSTEYEN ANALAR

ADALET VE BARIŞ İSTEYEN ANALAR

Farklı bölgelerde yaşamakta olan bu analar birbirlerini hiç görmedi ve tanımadılar.

Ortak yanları aynı ülkenin yurttaşı olmaları.

Birinin etnik kimliği Türk, diğerinki Kürt.

Bu iki ve diğer tüm etnik gruplar, değişik inançta olanlar binlerce yıl, aynı sınırlar içersinde kardeşçe, dostça yaşamışlar.

Kader, tasa, kıvanç, sevinç ve paylaşımda ortak olmuşlar.

Ataları bu ülkenin varlığı için hep birlikte mücadele etmiş.

Balkanlar, Yemen, Arabistan Çölleri, Kafkasya, Sarıkamış, Çanakkale ve Anadolu’da onlarca yıl süren savaşlarda yoksulluk, yoksunluk içersinde ülkenin kurtuluşu uğruna yıllarca savaşmışlar.

Birçoğunun mezarı bile yok. Anasına, ailesine, doğduğu topraklara dönememiş.

O dönemlerde Türk, Kürt, Çerkez, Gürcü, Laz…gibi etnik kimlikleri, inanç ayrılılıkları sorgulanmamış.

Söz konusu vatan olunca etnik yapı, inanç ve mezhep faklılıkları hiç düşünülmemiş.

Cumhuriyetin kuruşlundan itibaren özellikle Anadolu’da başlatılan isyanlar; Maraş, Çorum, Sivas katliamları, 10 yıllık aralıklarla yapılan darbeler ülke insanlarının adalet ve barış içersinde yaşamalarına büyük sekte vurmuş.

Son yıllarda birlikte yaşam ve toplumsal barışı yıkmak için birileri devreye sokulmuş.

Özellikle ülkemizde yaşanan son olaylar, sağduyulu insanlarımızı nedenini bir türlü anlayamadıkları, isimlendirmede zorluk çektikleri bir çıkmazın içersine düşürdü.

Bu anaların, anlayabilecek olanlara haklılıklarını duyurmak için feryadı, haykırışı var.

Mesleği gazetecilik olan, halkın doğru ve gerçek haberleri alması için çaba göstererek görevinin gereğini yerine getirdiği için tutuklanarak cezaevine gönderilen Erdem Gül’ün anası “…ben çocuklarımı fındık, çay toplayarak büyüttüm. O asla yanlış iş yapmaz. Hep doğrudan yanadır. ADALET istiyorum…” diyor.

O’nun ağlaması acizliğinden, kendine acındırma, çocuğunun cezaevine girmesinden değil. Sadece ana yüreği.

Döktüğü gözyaşında alın teri, emeğe saygı, dik duruş, doğruluk, dürüstlük, ahlaklı olma var. Boyun eğme yok.

Anlattıkları gerçeğin ta kendisi.  Oğlu ile onur, gurur duymakta.

Öfke ve kinle söylenmiş söz değil.

İsyanı, feryadı dile getirdiği haksızlığa, adaletsizliğe.

12 Eylül faşizmini yaşları çok küçük olan çocuklarıyla iliklerine kadar yaşamış.

Yaşamı boyunca hep mücadele etmiş. Asla yılmamış.

Özgür, bağımsız, adalet ve barışın uygulandığı bir ülkede insanca yaşamayı,

Bu ülkeyi sevmeyi, insanlığın ne olduğunu,

Haksızlığa karşı mücadele etmeyi çok iyi bilmekte.

Yaşamı boyunca verdiği mücadeleyi saçlarının beyazlığından, yüzünün güzelliğinden anlamak mümkün.

Çocuklarını hep doğrudan yana, ahlaklı, dürüst kısaca, bir insanda bulunması gereken özelliklerle donatarak yetiştirmiş.

İstediği kendine özel değil. Her bireyi doğrudan ilgilendiren ADALET.

Bir diğer ana ise, adı konulmamış bir savaş ve çatışmanın içersinde kalmış. Günlerce süren sokağa çıkma yasağında yakaladığı ilk fırsatta, küçük bir valiz içersine yerleştirebildiği giysileri ile 5 çocuğunu alarak hastaneye sığınıyor.

Evde elektrik, su, her şeyden önemlisi ekmek yok

En temel ihtiyaçlarını bile karşılamaktan yoksun.

Canlarını kurtarmak için bir yerlere sığınmak zorunda olduğunu düşünmekte.

Gidebileceği yerin önceliği elbette devlet olacak.

O, çocuklarıyla birlikte, devlet olarak gördüğü hastaneye sığınmayı yeğliyor.

“…hiçbir gelirim yok. Çocuklarımı banyoda saklayarak korumaya çalıştım. Onlar günlerdir yemek yemedi. BARIŞ istiyorum..” diyen bu ana en doğal, masum ve hakkı olan isteğini dile getirmekte.

Onlar, ADALET ve BARIŞ istiyorlar.

Fındık ve çay toplayarak çocuklarını geleceğe hazırlayan ana ile, neler olup bittiğinden habersiz çocuklarını alarak evini terk etmek zorunda kalan ve hastaneye sığınan ananın sesine kulak vermek zorundayız.

Asla duymaz, görmez ve haklı isteklerini paylaşmazlıktan gelemeyiz.

Bu anaları sevimli ve haklı kılan, ne dediklerini bilmeleri, mücadele biçimleridir.

Bu istekler haksızlığa, yolsuzluğa, yoksullaştırılmaya, ahlaksızlığa, alın teri dökmeden ve emek harcamadan yapılan kazanca, ötekileştirmeye, ülkeyi bölmeye çalışanlara yönelik dik duruştur.

Asla aciz değiller ve başlarını öne eğmemişlerdir.

ADALET ve BARIŞ birlikte, güven içersinde yaşamanın en önemli unsurudur.

Devletin egemen kılındığı yerde adalet herkesten yana olacaktır.

Güçlünün yanında yer alındığına inanılan adaletin olduğu yerde güven yoktur. Ayrıca barışı da gerçekleştiremezsiniz.

Hak, hukuk, adalet, barış, hukukun üstünlüğü, sosyal devlet, eşitlik gibi kavramlar görmezlikten gelinir, uygulama yönünde tavır alınmazsa, anaların haklı isteklerini anlamada zorlanırız.

İşte o zaman insanlar etnik kimlik, inanç ayrılıkları nedeniyle bir diğeri tarafından dışlanmaya, bu farklılıklar ulusun zenginliği olarak görülmemeye başlanılır ki, en tehlikelisi de bu anlayış olacaktır.

Toplumun çoğunluğu öyle bir duruma getirildi ki, kendinden görmediğinin acısı bir başkasının sevinci olmaya başladı.

Üniter devlet yapımızdan kaynaklanan Türk, Kürt, Gürcü, Laz, inanç… kardeşliği çöktüğü anda, ülke hızla uçuruma doğru sürüklenecektir.

Hedeflenen, istenilen de bu değil mi?

Görünen ve yaşanan, değerlerimizi hızla kaybetmeye başladığımızdır.

İnsanlığı, insan olmayı unutmaya başladık.

Etnik gruplar, inançlar çatışır duruma getirildi.

Acıları birlikte hissederek paylaşamazsak, toplumda ayrışmalar başlayacaktır.

Demokratik anlayışla her türlü düşünceyi tartışıp, ADALET ve BARIŞ’I egemen kılarak, ulusun tüm insanlarını ayırım yapmadan bir arada yaşatmak zorundayız.

Görevinin gereğini yerine getirdiği için haksızlığa uğrayan oğlu için ADALET arayan ana ile, ne olduğunu anlamadığı kirli bir çatışmanın içinde kalan, çocukları ile birlikte evini terk eden BARIŞ isteyen anayı, bu haklı isteklerinden dolayı yalnız bırakmamalıyız.

Adaletin olmadığı yerde barış, barışın olmadığı yerde adalet olmayacağına göre, bu iki ananın hepimiz için geçerli olan haklı isteklerini duymazlıktan gelemeyiz.

Etnik kimliği ve inancı ne olursa olsun, cumhuriyetin temel ilkeleriyle sorunu bulunmayan, özgür düşünebilen, sorgulayan, tabii-tebaa olmamış, demokrasiyi içselleştirmiş herkes, haksızlık ve savaşlara karşı “ADALET ve BARIŞ” istiyoruz diyerek, bu iki ananın çağrılarına destek olmalıdırlar.

 

Sosyal Medyada Paylaşın:

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

Sponsorlu Bağlantılar