YOLUMUZA KURULAN HAİN TUZAKLAR

YOLUMUZA KURULAN HAİN TUZAKLAR

Hayat felsefeleri, varlık sebepleri ve geçim kaynakları hırsızlık, soygun, talan ve sömürü üzerine inşa edilmiş olan dünya müstekbirleri, ezelden ebede uzanan zaman tüneli içinde İslâm’dan ve Müslümanlardan asla hoşlanmadılar, hazzetmediler. Hoşlanmadılar, zira İslâm’ın Hak anlayışı, kâinata ve mahlûkata bakış açısı söz konusu emperyalistlerin bu zalimane tavır ve uygulamalarına her zaman karşı olmuştur, engel teşkil etmiştir. Nitekim 19. asır,bu çete zihniyetinin Müslümanları kendilerine benzetme dönemi, 20. Asır, sindirme dönemi ve 21. Asır ise narkozlama, uyutma ve uyuşturma dönemi” olarak tarih sayfalarına geçmiş ve gelecek nesillerin hafızalarına kazınmış olacaktır.

Kısa, orta ve uzun vadede yürütülen sinsi, hasmane ve korkunç projelere uygun çalışmalar neticesinde öylesine komik, ilginç ve tuhaf Müslüman tiplemeleri türetildi ki, akıllara ziyan bir tablo karşımızda bütün haşmetiyle durmakta ve akl-ı selim sahiplerini kara kara düşündürmektedir. Bu tespitlerin radikal veya uçuk ifadeler olduğu kanaatine varmak doğru değildir.

Zira perdenin ön kısmında sergilenen oyunları anlamak ve yorumlamak “her kişi”nin işidir, perdenin arka kısmında sergilenen oyunları, dönen dolapları ve yaşanan hadiseleri sezinlemek “er kişi”nin işidir ki, buna İslâmi literatürde feraset denir. 1789 Fransız devrimi insanlık açısından, 1839 Tanzimat dönemi, 1908 II. Abdülhamit Han’ın tahttan indirilmesi ve 2002 AKP’nin iktidar koltuğuna oturtulması İslâm dünyası ve Müslümanlar açısından “yakın tarihin kırılma noktaları” olarak büyük önem arz eder. Cennet mekân II. Abdülhamit Han’ın hâl edilmesi ile akabinde Devlet-i Osman-ı Âli’nin dağılışı ve Cumhuriyetin ilanı ülkemiz açısından gerçekten de irdelenmesi ve incelenmesi, değerlendirilmesi gereken dönüm noktalarıdır.

Dikkat edilirse, dışarıda yazılan bir takım senaryoların, arz ettiğim tarih dilimlerinde yerli aktörlerce sahnelenmesi neticesinde öylesine Müslüman modelleri önümüze kondu ki, bunlara kısaca değinmekte fayda var. Nitekim bu senaryolar sahnelendikten sonra, bir kısım insanlarımız “din vicdan işidir, Allah ile kul arasına girilmez” safsatalarına inanarak, korkunç bir yanılgının esiri haline geldiler. Eyleme dönüşmeyen, fiiliyata geçirilemeyen, salih amel olarak hayata yansımayan ve vicdanlara hapsedilen imanın muhafaza edilmesinin, imkânsıza yakın oranda zor olduğunu, bu anlayışın İslâmi olmadığını söz konusu insanlarımıza kimseler anlatamadı; anlatılanlara da kimseler inanmadı. İnancı gönüllere veya ibadethanelere hapsetmek, onu dolaylı olarak yok saymaktır, bunun mantıklı bir açıklamasını bu güne değin hiç kimse yapamadı, emin olunuz bundan sonra da kimse yapamayacak.

Çağdaş Müslüman, modern Müslüman perdelemesi altında insanlarımızın büyük bir kısmı böylece pasifize edildi, etkisiz bırakıldı. Bu, oyunun birinci perdesidir. Bu tuzağa düşmeyen ve hendeği atlayan bazı insanlarımız sosyalizm-komünizm karşıtı olarak eğitilip-büyütüldüler, ama farkında olmayarak, bir başka zulüm düzeni olan kapitalizme dolgu malzemesi olmaktan kurtulamadılar. Komünizme düşman ve kapitalizme taraf olmayı “dindarlık” olarak algılayan ve bunu iftihar vesilesi sayan,Avrupa sevdalısı, Amerikan aşığı milyonlarca sağcı Müslümanın bu tavrı, bu hissiyatı hayra alamet sayılabilir mi?

Bundan daha etkili tuzağı nerede bulabilirsiniz ki? Bu iki engeli de aşabilen insanlar, kurtuluş kapısına vardıklarını zannediyorlarsa yanılıyorlar, çünkü tuzaklar henüz tükenmiş değil. “Tarikat kılıfına bürünen bir takım barikatlar, uzaktan kumandalı sözde mürşitler, şeyhler, efendiler, hocalar yönetiminde, kurbanlarını hasretle beklemektedirler.” Sakın ola ki, tarikat karşıtı olduğum zehabına kapılmayınız. T

arikatlar İslâm’ın özüdür, özetidir; ama bu günkü uygulama ve mevcudun belki de % 98’i tarikat olma vasfını yitirmiş, adeta Allah’a giden yolda barikat haline gelmiştir.

Müslümanlar açısından bu tuzak, fark edilmesi zor olduğundan, diğer tuzaklara nazaran daha tehlikelidir, sinsidir, pür dikkat…

Bu tehlikeyi de sağ-selamet geçebilenler “cemaatleşme-hayırda yarış” adı altında bir takım operasyonlara maruz kalma, saf dışı bırakılma, pasif duruma düşme ve gayr-i İslâm’i faaliyetlere asker, bir kısım şer odaklarına yem olma tehlikelerine karşı azami derecede gayret göstermeye dikkat etmelidirler.Cemaatleşme çalışmaları Tevhid bilincini ve ümmet olma şuurunu zedeliyorsa, biliniz ki İslâm’i değil, şeytani faaliyetlerdir, Müslümanlar böyle ortamlarda asla bulunmamalı, birilerine yem olmamalıdır. Başka tuzak kaldı mı? demenize gerek yok.

Çevrenize ibret nazarı ile bakınız: Suya-sabuna dokunmayan, etliye-sütlüye karışmayan, bana ne’ci-neme lâzım’cı milyonlarca arızalı ve şuursuz Müslüman…Sosyal hayata karışmayan, kötülüklere engel olmayan, siyaseti hor gören, sadece dua ve ibadetlerle meşgul olan, mevlid-ilahi-kaside okumak veya okutmakla her şeyi ikmal ettiğine inanan, sadece zikir çekmekle cennet’i garantilediğini zanneden tutsak ve ahmak insanlar…

Tüm zamanların ve mekânların peygamberi olan Efendimiz(SAV)in hayatına bir kez olsun bakınız, bakınız ve ibret alınız. Dünya mazlumlarını sömürmeyi meslek haline getiren emperyalist çevreler ve yerli işbirlikçileri böyle istiyorlardı ve istedikleri büyük ölçüde gerçek oldu, hadi gözünüz aydın.

İslâm’da böyle bir Müslüman profili olduğunu belki iddia eden olabilir, ama kimse ispat edemez. Zira Kur’an-ın hedefinde, Peygamberimizin hayatında böyle bir tablo, böyle bir model yoktur. Zulmün zirve yaptığı, dünyanın ve mazlumların alev alev yandığı böyle bir çağda “beni sokmayan yılan bin yaşasın” diyerek, evine kapanan, dergâhına sığınan, camilere girip-çıkmakla Cennet’e gireceğini zanneden narkozlanmış, uyutulmuş, uyuşturulmuş insanlar, bu gidişat nereye?

Bizden önceki Müslümanlar imanlarını korumak için mallarını ve canlarını feda emişken, bizler ve sizler mallarımızı ve canlarımızı kurtarmak için imanlarımızı feda etmekten çekinmiyoruz, bu nasıl Müslümanlık?

Onların başlarına gelenler, bizim başımıza gelmeden cennet hayali kuruyor isek, bu beklenti nafile, bu umutlar ölüdür. Ve bu ateş altında mallarını, canlarını, inançları uğruna feda etmekten çekinmeyen, hayat iman ve cihaddır anlayışı ile mücadeleye devam eden bir avuç şuurlu, ihlaslı ve gayretli Müslüman…Emelimiz uzun, ömrümüz kısa; işimiz zor, beklentimiz çok büyük: Rıza-i Bâri, Şefaat-i Rasül ve Cennet-i Âlâ… Selâm Hakk’a tabi olanlara…

Sosyal Medyada Paylaşın:

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

Sponsorlu Bağlantılar