• DOLAR
    7,6645
  • EURO
    8,9507
  • ALTIN
    459,07
  • BIST
    1,1639
SORGUSUZ EVET,  MANKURT (BİLİNÇSİZ KÖLE)!

SORGUSUZ EVET,  MANKURT (BİLİNÇSİZ KÖLE)!

Türk kavimleri Orta ASYA’dan ANADOLU’ya uzanan bin yıllık serüveninde tamamen demokrasiye dayalı herkesin fikrini açıkça söylediği toy ( meclis )toplantılarında fikirlerin açıkça tartışıldığı doğrunun bulunduğu kültürden süzülerek ANADOLU’yu Türkleştirmiştir.

Kollarının AVRUPA’ya ARABİSTAN’a uzamasıyla etkileşme sürecine girerek kendi benliğini kaybettiği için ANADOLU’da yanan bağımsızlık ateşiyle birlikte Ulu Önder ATATÜRK’ le tekrar benliğine dönmeyi başarmıştır. 23 Nisan 1920 de milletin meclisi tekrar söz sahibi olmuş emperyalizme karşı verdiği amansız mücadelede başarıyla çıkmıştır.

Sayın Cumhurbaşkanımız Süleyman Demirel’e;  ‘Emperyalizm nedir?’ Diye sorulduğunda;  ‘Kısaca söylüyorum, para hükmetsin fakir ölsün’ demiştir. Bu millet emperyalizmle mücadeleyi kazanarak ayakta kalmayı başarmıştır. Buda millet olarak mukayese yeteneğini ve olaylar karşısında sorgulayan tartışan kültürünün yüksek olmasından ileri gelmektedir.

21.yy geldiğimiz bu günlerde ise adeta kendimizi emperyalist hissetmeye başladık. Para ve sermaye ülkemizde at koştururken bizlerde üretimden vazgeçip tamamen paranın ürettiği eşyaları ve düşünceleri benimseyerek tamamen emperyalizmle aynı paralelde yürümeye başladık. Ürettik mi? Kendi otomobilimizi yapabildik mi? Kendi tankımızı yapabildik mi? ( motoru şanzumanı  defransiyeli Alman  imalatımız var ) Herkesin elinde olan cep telefonlarını kendimiz üretebiliyor muyuz? Kendi milli uçağımız var mı? Kendi piyade tüfeğimizi ürettik mi ( ürettik, seri imalata geçmeden üretim projesini Amerikan silah şirketlerine satmadık mı? Türkiye’de gurur duyduğumuz büyük yatırımların hepsi yap işlet devret modeliyle yabancı şirketler tarafından imal edildiğini biliyor muyuz? Özelleştirme adı altında bütün milli şirket ve bankalarımızın yabancılara satıldığını biliyor musunuz? Zenginleştik mi? Dini değerlerimizi yüceltik mi? Vatanımızı sınırlarında sulh ve barışı sağlayabildik mi ? Eğitim ve kültürde  muasır medeniyet seviyesini yakalayabildik mi ? Örf adetlerimizi sürdürebiliyormuyuz ? Bize sunulan değerleri ve demokrasiyi yüceltmek yerine değiştirip  kırpıp yozlaştırıp ortadan kaldırmaya çalıştığımız bu Cumhuriyetimizi ve değerlerimizi  savunmak yerine  her söylenene evet diyorsak bir gariplik yo mu? Bu sorulara verebileceğiniz cevap evet ise söyle bileceğim birşey yok? Eğer hayır ise acaba mankurt (mankafa) laştık mı?

Mankurt, Orta Asya , Kırgız, Altay ve Türk destanlarında anlatıldığı kadarıyla, sıklıkla başvurulan bir işkence ve köleleştirme aracıydı. Bu yöntemle bilinçsizleşen bireyler, Mankurt olarak itaat etmekteydiler.

Mankurt yapılırken ilk uygulama, Mankurt yapılmak istenen kişinin kafasının tamamen kazınmasıdır. Kelleşen bireyin kafasına, devenin ıslak boyun derisi gergin bir şekilde giydirilir. Mankurt olacak kişi, sıcak çölde kızgın güneş altında birkaç gün boyunca bekletilir. Bu şekilde, sıcağın da etkisiyle deve derisi gittikçe büzülür ve gerginleşir. Zaman geçtikçe kafa derisi ile birleşen deve derisine, alttan çıkmaya başlayan saç kılları da batmaya başlar. Ancak deri o kadar sertleşir ki, uzayan saçlar deriyi delip dışarı çıkamazlar. Böylece, uzamasını sürdüren saç dışarıya doğru değil de, ters dönerek kafanın içine doğru yönelir. Uzayan saçların kafayı delip beyne batmaya başlamasıyla, kişi çok büyük ve dayanılmaz acılar çekmeye başlar. Ardından, büyük acılar çeken Mankurt aklını ve hafızasını yitirir. Hatta, kendi anne ve babasını bile tanıyamaz hale gelerek, deyim yerindeyse bir kukla haline gelir.

Beyin fonksiyonları azaldığı ve düşünme ile sorgulama yetilerini kaybettiği için de, sahibinin her dediğine harfiyen uymaya başlayan Mankurt, o andan itibaren her denileni sorgusuz sualsiz yapabilecek kıvama gelir.

Kelimenin oluşumu, Man ya da Bun kökünden türetilmek suretiyle gerçekleşmiştir. Bun kelimesi, akıl yoksunluğunu olarak karşılık bulur. Moğolca ve Eski Altayca dillerinde benzer köklerle yaşlılık ve bunaklık manalarına gelen kelimeler de bulunmaktadır. Tunguz ve Mançu dillerinde de, Mana kelimesi ile ifade edilen akıl kullanamama durumu vardır. Bugünkü Türkçedeki Mankafa sözcüğü de, aynı köklerden türetilmiştir. Anlam olarak da aynı ya da benzer anlamlar taşımaktadır. Mankurt kişilikler,kendi tabiatına yabancılaşma, özünden ve kökünden uzaklaşma gibi anlamlarda da karşılık bulmuştur.

Günümüzde kafamıza belki deve derisi geçirilmedi ama emperyalizmin süsleyip önümüze koyduğu adeta oyuncakları andıran yeni insan ihtiyaçları   bize ulaşmış  ulaştığında da toplumsal hareket etmek yerine  birey halinde hareket etmemizi sağlayan öğeler olup , bizi birbirimizden koparmış bu kopmada  demokrasiye aykırı olan düşüncelere zaman ayırmadan evet deme noktasına  getirmiştir. Herkes kendi dünyası içerisinde hayatını yaşamakta ve kendi dertlerine çare aramaktadır. Kimisi düğün dernek peşinde iken, kimisi de hastalık ve ölümlerle uğraşıyor. Kimisi fırsatları yakalamaya ve kazancını katlamaya çalışırken, kimisi ise batmamak için çırpınıyor. Hani klasik bir tabir vardır ya “dünya dönüyor, hayat devam ediyor”. Yaşamın acımasız çarkları ise onunla birlikte insanlarımızı eziyor, esir alıyor.

Kapitalist düşüncenin ve liberal anlayışın kölesi haline gelen zavallı insanlıkta, farkında olmasa bile kendi ekseni etrafında topaç gibi çevrilip sağa-sola savruluyor. Artık toplumsal birliktelik, sosyal dayanışma, karşılıksız yardımlaşma, fedakârlık, imece gibi manevi özellikler genel kabul görmekten çok uzaklaşarak, maalesef karın doyurmayan boş laflar olarak tanımlanabiliyor.

Artık söylem, düşünceler sorgulanmamakta. “Büyüğümüz dür söylüyorsa doğrudur”, neme lazımcılık  ön plana çıkmış, memleket meseleleri  ekonomik durumlar ikinci plana atılmış… Vesselam.

Sosyal Medyada Paylaşın:

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

Sponsorlu Bağlantılar