• DOLAR
    7,9701
  • EURO
    9,4633
  • ALTIN
    487,38
  • BIST
    1,1861
EZİLENİN ÇOCUĞU ZULME KARŞI DİK DURUR ONU DURDURURSA ANCAK ÖLÜM DURDURUR

EZİLENİN ÇOCUĞU ZULME KARŞI DİK DURUR ONU DURDURURSA ANCAK ÖLÜM DURDURUR

 

Hep öyle olmuştur.

Egemen güçlerin; sömürü, baskı ve zulüm düzenleri ortaya çıktı çıkalı hep halkın ve emekçinin çocukları ‘baskıya ve zulme’ karşı çıkıp direnmişlerdir…

Çünkü ezilenler, horlananlar,iliklerine kadar sömürüldükten sonra posası çıkarılıp; dışarı atılanlar hep bu sınıfın insanlarıdır…

Yani bir anlamda halkın çocuklarıdır…

Bu nedenle de; ham meyve iken dalından koparılır!

Bunlardan birisi de; 57 yıl önce 20 yaşında Beyazıt Meydanında dalından koparılıp düşürülen Turan EMEKSİZ gibi…

(Ancak izniniz olursa, Anadolu gençlerinin karakteristik özelliğini daha iyi anlamak için Sivas Kongresinden bir örnekle yola çıkıp, ondan sonra asıl konumuzun başlığına geri dönmek istiyorum.)

Bilirsiniz; gerek Erzurum Kongrelerinde, gerekse Sivas’ta yapılan kongrede ABD Mandacılığı, boyunduruk altına girip girmememiz tartışılmaktadır.

Kongrenin ‘Başkanlığını’ Mustafa Kemal yapmakta olup, kongre üyelerinin görüşlerini alıp, onları dinledikten sonra kendisi de bu ‘Mandacılık’ hakkındaki görüşlerini bildirecektir.

Sıra ile her kongre üyesi görüşlerini belirtmektedir.

Ancak öyle bir yere gelir ki, üyelerin görüşleri yavaştan-yavaştan “Boyunduruk altına” girme eğilimi göstermektedir.

Ve Eskişehir Tıbbiye öğrenci Temsilcisi; Hikmet Efendi (Onat) bu konuşmalardan rahatsız olur ve izin almadan birdenbire ağaya fırlayıp, konuşmaya başlar;

“…Paşam öyle anlaşılıyor ki, efendilerin görüşleri bir başka ülke boyunduruğu altına girmekten yana. Ben Türk gençliğini temsilen burada bulunmaktayım. Sizin görüşleriniz hangi hangi taraftan yanadır, henüz bilmiyoruz. Bizler Türk Gençliği olarak hiçbir ülkenin ‘Mandacılığını’ kabul etmiyor ve ‘Boyunduruk Altına’ girmek istemiyoruz…Eğer sizlerde efendiler gibi düşünüyorsanız, bilesiniz ki, bu mücadelemiz size karşı da devam edecektir.” diye bitirdikten sonra, bu kez Mustafa Kemal ayağa kalkarak;

“Efendiler, işte benim aradığım Türk genci. Merak etme evladım. Bende sizin gibi düşünüyorum. Parolamız; Ya istiklal, ya ölüm!”

İşte Anadolu gençliğinin hamuru ta bu kongrelerde yoğurulduğu için birbirlerine çok benzemektedir.

Onun için ‘Bağımsızlıktan’ yana olanlar emperyalizme karşıdırlar.

Onun için faşizme, baskıya ve zulme karşı çıkmaktadırlar!

Onun için hain pusulardan sinsice vurulmaktalar!

Tıpkı bundan 57 yıl önce Turan EMEKSİZ’in vurulup, dalından 20 yaşında koparıldığı gibi…

Erzurum ve Sivas Kongrelerinde “yüz bulup” içeriye girme fırsatı bulamayan emperyalizmin ağababası, Mustafa Kemal Atatürk’ün ölümünden sonra elini-kolunu sallaya sallaya ülkemize girmeyi bir şekilde başarmıştır!

Bu davetsiz “giriş” 1945-46 yıllarında başlamış ve 1950 yılından sonra ise; birinci vites, ikinci vites…dördüncü vites derken; vites sayısı daha da artırılmaya başlanmıştır.

1950 yılından sonra büyük bir çoğunlukla DP İktidara gelmiştir.

Hani şu ‘Siz isterseniz Şeriatı bile geri getirirsiniz’diyen DP iktidarı

Hani “Bundan sonra odunu bile aday göstersek, vekil yaparız” diye caka satan DP iktidarı,zaman içerisinde dahada ileri giderek ‘Baskılarını’ artırmaya çalışmış.

Gün geçtikçe muhalefeti susturmaya çalışmış.

“Basın” üstünde hegemonya kurulup,’baskı’ altına alınmış…

Kısacası gitgide özgürlüklerin önü tıkanmaya başlayınca; yine en başta Gençlik kesimi duyarlılığını göstermeye başlamış…

Yıl 1960 ve aylardan 28 Nisan…

İstanbul Üniversitesi öğrencileri gün geçtikçe artan faşizan baskı ve zulümleri protesto etmek için Beyazıt Meydanında büyük bir eylem yaparlar…

Haliyle (her zaman olduğu gibi) egemen güçler bu eylemden çok rahatsız olurlar,..

Ve bir punduna getirip, Orman Fakültesinde okuyan 20 yaşındaki Turan EMEKSİZ’i pusuya düşürerek arkadan vururlar…

Turan EMEKSİZ öldürüldüğünde 20 yaşındadır.

1940 doğumlu olup,Malatya’nın Yeşilyurt Köyündendir.

Ölümünden sonra birçok caddeye, okula, yolcu vapuruna ismi verilmiştir.

Ama 12 Eylülcüler başa geçince bunların her birisini yine bin-bir kulp uydurularak ‘İsmi’ her yerden silmiştir…

Sözü yine çok uzattığımın farkındayım.

Ama büyük öykülerde kısaca anlatılmıyor ki birader!

Şimdi söz fazla uzadı diye bu konuyu şiirsel anlatan ünlü şairimiz Nazım Hikmet’in bu konuyla ilgili şiirini ilave etmemeli miyim?

Ben ediyorum…

İsteyen okusun, istemeyen okumasın.

Buyurun bu konuda birde Nazım Hikmet konuşsun;

BEYAZIT MEYDANI’NDAKİ ÖLÜ

Bir ölü yatıyor

on dokuz yaşında bir delikanlı

gündüzleri güneşte

geceleri yıldızların altında

İstanbul’da, Beyazıt Meydanı’nda.

Bir ölü yatıyor

ders kitabı bir elinde

bir elinde başlamadan biten rüyası

bin dokuz yüz altmış yılı Nisanında

İstanbul’da, Beyazıt Meydanı’nda.

Bir ölü yatıyor

vurdular

kurşun yarası

kızıl karanfil gibi açmış alnında

İstanbul’da, Beyazıt Meydanı’nda.

Bir ölü yatacak

toprağa şıp şıp damlayacak kanı

silâhlı milletimin hürriyet türküleriyle gelip

zaptedene kadar

büyük meydanı…

Sosyal Medyada Paylaşın:

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

Sponsorlu Bağlantılar