• DOLAR
    8,2847
  • EURO
    9,6717
  • ALTIN
    497,67
  • BIST
    1,1660
23 NİSAN BAYRAMINI KUTLAYANLAR ŞİMDİ TORUNLARINA ANLATSINLAR

23 NİSAN BAYRAMINI KUTLAYANLAR ŞİMDİ TORUNLARINA ANLATSINLAR

 

Bugün niyetim “Gençlerin ülkeye karşı-Devletin gençlere karşı” sorumlulukları üzerine bir ‘sohbet yazısı’ yazma düşünüyordum ama; bilgisayarımın tam başına geçmiştim ki, televizyonun fındık fiyatları üzerine verdiği haberi dinleyince, düşündüğüm konuyu yazmaktan vazgeçtim…

Neymiş efendim;”Fındık fiyatları on lira olmuş”…

Bana ne!…

Harmanda ve ambarda fındığı olanlar düşünsün…

Üzerinde yaşadığı toprağın kimlere ‘kimlerin’ peşkeş çektiğini bu zamana kadar hiç düşünme zahmetinde bulunmayanlar düşünüp taşınsın!

Ne satacak fındığım var benim, nede kaybedecek toprağım!

Bu zamana kadar üstüme düşen toplumsal sorumluluğumu her platformda mümkün olduğu kadar yerine getirmeye çalıştım da ne oldu?

Sorunlarına ortak olmaya çalıştıklarım kıymet mi bildiler!

Tam tersine efendileriyle birlik olup; beni oradan-oraya sürdüler!

Yetmedi -yüzüme karşı yapmasalar da- ardımdan tükürük eylemi yaparak hakaret ettiler!

Hatta hızını alamayanlar daha da ileri gidip “hastir” çektiler!

Onun için kimin ürünü, kimin emeği sömürülürse-sömürülsün bu sıralar umurumda değil!

Bilmem ne kadar genç ‘öğretmen’ olmuşta atanamamış…

E, atanamadı ise bana ne kardeşim!

Öğretmenliği hak kazandılar da ben mi atamadım!

Üstelik umutlarını, düşlerini sömüren ben miyim?

Ben mi dedim; gidin Eğitim Fakültelerine okuyun da ‘öğretmen’ olun diye?

Onları kim kandırdı, kimler umutlarını sömürdüyse gidip haklarını onların kapısında arasın!

Kimler kendilerini sokağa döktüyse; hesabını onlarla görsün!

Bizlerde genç olduk…

Bizlerde kendimize özgü düşler kurduk!

Ama kişisel düşlerimizin ve sorumluluğumuzun yanına ülkemiz üzerine de düşler kurardık…

Ülkeyi kim rayından çıkarmaya çalışsa o gencecik yaşlarımızda ‘karşı’ çıkardık!

Ülkenin ortak değerlerin ve çıkarların kimler kişiselleştirip, kendi çıkarları doğrultusunda kullanmaya kalksa; hep birlikte yapılan haksızlıklara karşı baş kaldırırdık!

E, ya şimdikiler?

Neymiş efendim; öğretmen olmuş ama atanamamış…

Neymiş efendim; elinde kapı gibi üniversite diploması varmış ama bir türlü iş bulamazmış!

Neymiş efendim; ülke nereye giderse gitsin, nereye götürülürse götürülsün; kimselerin işine karışmazmış!

Neymiş efendim; kim güçlüyse ondan yanaymış!

Gerisi hava- cıva imiş!

E, o zaman kendi sorunlarını-kendin çözmesini bileceksin!

Yok, eğer bilmiyorsan; sesini keseceksin ve sadece efendilerin ne diyorsa onları dinleyeceksin!

Yani kısacası ‘biat etmeyi’ kendile ilke edeceksin!

Bana ne senin sorunlarından…

Ben şu sıralar sadece ve sadece küçücük yaşta çocuklar başta olmak üzere, doğacak çocukların geleceğini düşünüyorum ve “Acaba” diyorum, bu doğmuş ve henüz doğmamış çocuklarda şimdiki gençler gibi sorumluluk taşımadan mı yaşayacaklar?

Hiçbir şey bilmeden ‘biliyormuş’ ayaklarına mı yatacaklar? onu çok düşünüyor ve en çok onların gelecek günlerini merak ediyorum.

Onun için bu sıralar toplumsal sorumluluklardan bir ara uzaklaşıp daha çok geçmişte yaşanan ve yaşadığımız anılardan söz etmek istiyorum.

Çünkü ben yaşımın içinde ve birçok sosyal etkinliklerin içinde yer alsam da, benim asli ve birincil görevim; ben bir eğitimciyim…

O halde daha çok geçmişteki mesleki anıları dile getirmeliyim…

Eh, birde “23 Nisan Haftasına” girdiğimize göre, daha çok bunun üzerinde durmalı ve bunun üzerinde durmalıyım…

Çünkü bugünün otuz yaş-altı gençleri başta olmak üzere küçük çocuklarımız “23 Nisan Egemenlik ve Çocuk Bayramını” sadece ve sadece küçük animasyon gösterileriyle ve kulaktan dolma bilgilerle yetiniyorlar…

Halbuki geçmişin 23 Nisan Bayramları bir başka güzellikte olurdu

İster köyde olsun, ister kentte yaşanan heyecanların büyüklüğü hep aynı ölçekte olurdu!

Yani demem o ki; bugün yaklaşık kırk yaşın üzerinde olan her yetişkin 23 Nisan Bayramının bütün güzelliklerin yaşadı ve gördü ama ne hikmetse o güzellikleri bugün çocuklarına ve torunlarına anlatmak istemiyor!

Anlatmaktan kaçınıyor…

Acaba niye?

Bunun üzerinde biraz düşünelim mi ne dersiniz?

Daha doğrusu düşünmeye değer mi?

Yok eğer “değmez” diyorsanız, bir zahmet inkarcı bir yönteme baş vurmadan torunlarınıza eski 23 Nisan Bayramlarını anlatın.

En azından masal niyetine dinler torununuz!

Sosyal Medyada Paylaşın:

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

Sponsorlu Bağlantılar