Bir yerde kültürel derinliği olduğunu düşündüğüm bir gelenek, bir uygulama, bir sözcük veya bir kavramla karşılaştığım zaman oldukça heyecanlanır, önemli olup olmadığına bakmaksızın bir kenara not ederim ve zaman zaman bu notları gözden geçiririm…
Bu yolla bir çok konuyu, kendime göre aydınlığa kavuşturmaya çalışmışımdır.
Not ettiğim ve zaman zaman sohbetlerde gündeme getirdiğim, dönüp dönüp kafa yorduğum önemli sözcük çiftlerinden biri de UR-NAMMUS sözcük çiftidir.
Bu sözcük çifti, bana göre, kültürlerin sürekliliğini gösteren çok önemli örneklerden biridir.
Anlatayım:
Yeni bin yılın ilk yıllarıydı.
Bir iş için İstanbul’a gitmiş ve ilk fırsatta da kitapçıkları ziyaret etmiştim.
Arkadaşların önerisiyle ziyaret ettiğim kitapçılardan biri de, KELEPİR KİTAP EVİ’ydi.
Kitapevi çalışanı ne tür kitaplar aradığımı öğrendikten sonra, aradığın kitapları bu raflarda bulabilirsin, diyerek dükkanın bir köşesindeki raflara yönlendirdi…
İlgimi çeken birçok kitap olsa da paramın yettiği bir kaç kitap ve dergiyi almakla yetindim.
Aldığım kitaplardan biri Mezopotamya tarih ve kültürü üzerineydi…
Kitabın yazarı; 1971 muhtırasından önce Trt’de çalışıyormuş, yeni dönemin baskılarından, çoğu aydınımız gibi, rahatsız olup Kuzey Avrupa ülkelerinden birine gitmek zorunda kalmış bir aydınımızdı…
Yazar ve kitabıyla ilgili daha fazla bilgi vermek isterdim, ama şu anda kitabın yerini bilediğim ve kolayca bulma olasılığı da olmadığı için, yazıya bu bilgileri vermeden devam etmek zorundayım…
Kitabı zevkle okudum, dünden bugüne Mezopotamya tarihini ortalama bir okuyucunun anlayacağı şekilde anlatıyordu.
Bu başarısının asıl nedeni, büyük bir olasılıkla, yıllarca TRT’de çalışmış olması olmalıydı…
Bu güzel kitabı, birçok isteyen olsa da daha geri gelmez diye kimseye vermek istemedim…
Bu kitapta, o güne kadar okumadığım, duymadığım bilgiler vardı.
Bu öğrendiğim bilgilerden en ilginci de, dünyanın ilk yazılı kanunu(yasası)’nun, bilindiği gibi, Hammurabi Kanunları’nın değil, III. Ur Hanedanı’nı kuran Sümer kralı, Ur-Nammus(Ur Nammu)’nun kanunları olmasıydı…
Bu kanunun en önemli maddelerinin miras ve aile ilişkilerini düzenleyen maddeler olduğu anlaşılıyor..
Bu maddeler, ufak tefek değişikliklerle, Hammurabi Kanunları’na geçip bu güne kadar gelebilmişlerdir…
Bu örnek/durum, kültürlerin devamlılığını göstermesi açısından çok ilginç ve bir o kadar da önemlidir…
Benim bu yazıyı yazmamın asıl nedeni ise, “UR-NAMMUS” adının kuşaktan kuşağa geçerek bugüne, AR NAMUS kavramı olarak ulaşmış olabileceği olasılığını düşünmüş olmamdır.
Sözlüklere, ar namus kavramının kökenini nasıl açıklıyorlar bilemem, ama bence kavramın kökeni, bu Ur Mammus adına dayanıyor olmalı…
Konuyu aydınlatma işi; varsa, işin uzmanlarına düşüyor…
Dilimizde, bunun bir çok örnekleri vardır.
Bu örneklerden aklıma gelen bir kaçını yazayım:
Kraliçe Nefreti’den; Nefreti>Nefret,
II. Kavat’tan; Kavat>Gavat,
Babür Han’dan; Babürlenmek>Böbürlenmek,
Terzi>Derzi>Dürzi>Dürzü vb