• DOLAR
    7,8917
  • EURO
    9,3360
  • ALTIN
    466,53
  • BIST
    10,5279
ÇAĞIMIZ BUHRANDA, ÇARESİ KUR’AN-DA

ÇAĞIMIZ BUHRANDA, ÇARESİ KUR’AN-DA

Bir fikir ve düşünce sistemi olarak 17. ve 18. yüzyılda ortaya atılan sosyalizm, 19. yüzyılda, kapitalizmin uygulanışında ortaya çıkan sosyal ve ekonomik sorunlara tepki olarak Sovyetler Birliği, Çin Halk Cumhuriyeti ve bazı Doğu Avrupa ülkelerinde ekonomik sistem olarak uygulanmaya başlamıştır. Geneli itibarı ile çalışanların ve diğer fakir halk kitlelerinin emeklerini kamulaştırarak, devleti güçlendirmeyi amaç edinen bu sistem, uygulandığı ülkelerde hedeflediği kriterlere ulaşamayınca eleştirilere maruz kalmış, tartışmalara sebep olmuş ve bir çok ülkede uygulamadan kaldırılmıştır.

Dünyada bilinenin aksine bizim sosyal demokratlarımız, sermayenin acımasız ve despot büyüme girişimlerine karşı ezilenlerin, işçilerin, memurların, esnafın ve çiftçinin haklarını savunması gerekirken; para babası kapitalistlerin, dayatmacıların, statükonun, darbe heveslisi sivil ve askeri bürokrasinin avukatlığını yapmıştır. Halkımızın manevi değerlerine,  özgürlüklerin ve hakların genişlemesine, bireysel ve toplumsal manada sosyal adaletin genişlemesine ilgisiz davranan hatta mesafeli davranan bu kesim, ülkemizde de beklenen ilgiyi göremedi ve iktidara gelmesine de müsaade edilmedi.

“Bırakınız geçsinler, bırakınız yapsınlar” felsefesine dayanan Kapitalizmi ve hedeflediklerini zikretmeye lüzum dahi yok, bilinen ve görülen şeyler, yaşıyor ve izliyoruz. Vahşi kapitalizmin merhametsiz ve insafsız kuralları gereği “daha fazla kazanmak, daha fazla büyümek” uğruna fakiri nasıl daha fakir, zengini nasıl daha zengin ettiğini bilmeyen var mı? Bu sistemin maddi ve manevi anlamda nasıl bir birey ve nasıl bir toplum hedeflediğini ve neticede nasıl bir dünya oluşturulduğu hepimizin mâlûmu. Bir tarafta bir lokma ekmeğe ve bir yudum suya muhtaç milyonlar, öbür yanda milyar dolarlarını saymaktan yorulan, kimseye bir kuruş yardımı olmayan, dini-imanı para olan, şişkin göbekli, kalın enseli ve dahi birazcık ta Müslüman sermaye sahipleri. Yaşasın liberalizm, yaşasın kapitalizm. Ve dahi Müslümanlık!

Kapitalizm beğenilmediği, eleştirildiği ve insanları mutlu edemediği için, sosyalizm, kapitalizme alternatif olarak ortaya çıktığına ve beklenen ilgiyi görmeyince hızla terk edildiğine göre, demek ki insanlık yeni bir arayışın içinde olmalıdır.

Sosyalizmin fikir babası Karl  MARKS’ın “din afyondur” tezini benimseyen, sosyalizm ve kapitalizmin ilkelerini iman esasları kabul eden insanlara söylenecek söz elbette vardır, ama bu başka bir yazının konusu. Ancak, hem Müslüman olduğunu söyleyen, hem de zulme ve haksızlığa dayanan bu sistemleri savunan insanlara bazı şeyleri söylemek, bazı soruları sormak gerekir. Sosyalizmin kurucuları olan Engels, Marks, Mao, Stalin ve diğerleri ile; kapitalist sistemin kurucuları, fertlerin ve toplumların huzuru ve mutluluğu, ekonomik modelin tespiti veya insanlar arası ilişkilerde, kâinatın yaratıcısı olduğuna ve varlığına inandığımız Allah’tan daha mı bilgili, akıllı ve merhametlidirler? Yaratan mı daha iyi bilir, yaratılan mı?

Siz, siz olun “Rabbim Allah, Kitabım Kur’an, Dinim İslâm” demenin; Kelime-i Tevhid’in ne anlam ifade ettiğini bir bilene sorunuz ve bilgi sahibi olunuz. Ama bu esnada, markası, makamı, mevkisi her ne olursa olsun, 3 günlük fani dünyanın 5 kuruşluk menfaatini öne çıkardığından, menfaatlerinin kesileceği endişesiyle doğruları anlatmayanlara; İslam’a bir bütün olarak iman etme şerefine nail olamamış, İslam’ı sadece namaz, oruç, zekât, hac ve duadan ibaret zanneden cühelâ takımına yem olmayınız. İslâmî cemaat ve tarikat oyunlarıyla insanları yanlış yönlendiren ve oyalayan bir takım din baronlarına; çağdaşlık ve reform adı altında İslâm’ın önüne barikat olan cahil akademisyenlere; şeytanın oyuncağı ve kölesi haline gelen sözde kanaat önderlerine sakın ola ki itibar etmeyiniz.

En iyisi siz, gerçek manada dini eğitim alan, İslam’ı hayat nizamı olarak kabul eden, bilgili, donanımlı, ehliyetli ve liyakatli insanları araştırıp, bulunuz ve yukarıdaki soruları bu insanlara sorunuz. Ki, alacağınız cevaplar doğru ve düzgün olsun, birileri din adına sizleri yanıltmasın, yanlış hedefe yöneltmesin. Böylesi hürmete ve övgüye lâyık bilge insanlar var mıdır? Sayıları az da olsa, elbette vardır. Bizler dünya menfaati için bir ömür boyu koşturuyoruz, araştırıyoruz ya; lütfedin, biraz da dünya ve ahiret mutluluğumuz için araştıralım, soruşturalım. Hem gayret ve çabamız olmayacak, hem de nimetler yurdu ebedi hayat Cennet’e talip olacaksınız. 3 kuruşa 5 köfte yemenin makûl, mantıklı ve adil olduğunu söyleyebilir misiniz? Olmaz öyle şey. Nimetler külfetlerin karşılığıdır ve “insan için ancak çalıştığının karşılığı vardır.” (Necm Suresi)

İş bu noktaya gelmişken şunu söylemek mümkündür: “Allah’a iman, tüm isim ve sıfatları ile, O’nun istediği şekilde olursa; Kur’an-a iman, bütün hükümlerine şeksiz-şüphesiz ve tereddütsüz şekilde bir bütün olarak gerçekleşirse; Peygamber’e iman, O’nun yaşadığı gibi yaşamaya gayret edilir ve izlediği yol takip edilirse değer kazanır, bir mana ifade eder. İman ve teslimiyet böyle olmadığından sıkıntılardan kurtulamıyoruz. Hayat serüveni içinde Allah’ı hesaba katmayanlar, dünyasını da ahretini de berbat ederler. Aslında yaşadığımız dünya, şahit olduğumuz olaylar bunun belgesi, ama o belgeyi okuyabilen ve kıssalardan hisse çıkartabilen insan sayısı çok az. Tüm mesele, Allah’ın vermiş olduğu akıl nimetini gereği gibi kullanabilmektir. Aksi halde şu vecizeyi mırıldanmak zorunda kalırız: “vermeyince Ma’bud, neylesin Mahmud”

Ve bu konuda söylenecek en son söz: Doktorunu iyi seçemeyen ve reçeteyi iyi uygulamayan hasta misali, insanlık buhranda, çare İslâm’dadır.

Selâm ve dua ile….

Sosyal Medyada Paylaşın:

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

Sponsorlu Bağlantılar