• DOLAR
    8,2919
  • EURO
    9,6840
  • ALTIN
    498,24
  • BIST
    1,1658
İZ BIRAKANLARDAN YUSUF ZEKİ AKDAĞ

İZ BIRAKANLARDAN YUSUF ZEKİ AKDAĞ

 

Bu evrendeki tüm canlılar gibi insanlarda; doğar, büyür ve ölür…

Ancak insanlar için; dünyaya gelmek hüner değildir.

Asıl önemli olan hüner; doğumla-ölüm arasındaki sürecin içerisini önemli ve iz bırakıcı eylemlerle geride bir şeyler bırakabilmektir!..

Çünkü doğumla-ölüm arasındaki sürecin uzunluğunu ve kısalığını kimseler bilememektedir…

Bilmesi de mümkün değildir…

O halde bir insan çocukluk dönemini atlattıktan sonraki yaşamını en işe yarar biçimde değerlendirmelidir…

Yusuf Zeki Akdağ,tanımını yapmaya çalıştığım değerlerden birisidir.

Peki Yusuf Zeki AKDAĞ kimdir?

1942 Giresun merkez doğumludur.

İlkokul, Orta ve Lise Eğitimini Giresun’da tamamlamıştır.

Yüksek Ziraat Mühendisidir.

Ziraat Fakültesinden mezun olduktan sonra Giresun’a döner ve bir süre Fındık Araştırma Enstitüsünde çalışır.

Daha sonra Fiskobirlik Genel Müdürlüğü bünyesinde görev alır.

Fiskobirlik Genel Müdürlüğü bünyesinde;

Fiskobirlik Genel Müdür Yardımcılığı.

Fiskobirlik Yönetim Kurulu Üyeliği.

Genel Müdür Müşavirliği’de yapan;Yusuf Zeki Akdağ, bütün bu asli görevlerini sürdürürken, bir yandan da Giresun’da; Ziraat Lisesi ve Meslek Yüksek Okulunda derslere girmiştir.

Çalıştığı kurumdan emekli olduktan sonra Hürriyet Haber Ajansının Giresun Temsilciğini de yapan; Y. Zeki AKDAĞ daha sonra sahibi olduğu “Yeni Giresun Gazetesinin” başına geçmiş ve çalışmalarını daha da profesyonel bir şekle dönüştürmüş ve İl merkezindeki tüm gazete yazarlarını ve emekçilerini bir çatı altında toplamak için: “Giresun Gazeteciler Cemiyetini” kurmuştur.

Toplumsal ve toplum yararına dönük çalışmalarıyla onu tanıyan herkesin belleğinde bir iz bırakmıştır…

Geçmişte Fiskobirlik Basketbol Takımının kuruculuğunu da yapan Yusuf Zeki AKDAĞ,yine birçok spor-sever camianın bildiği gibi Giresunspor içerisinde de aktif görevlerde bulunmuştur.

Kısacası; bir dönem öyle idealist insanlar yetişti ki bu topraklarda;

Sevdaları;doğduğu topraklardaki insanların daha güzel yaşamaları üzerineydi…

Söylediği türküler; yurt sevgisi ve toplumsal kalkınma üzerineydi…

Kurduğu her yastık düşünü; topluma yararlı bir iş yapmanın ve geride bir iz bırakmanın düşleri idi!

Daha doğrusu ‘yüreklere imza atma yarışına’ girerdi bir dönemin yetiştirdiği kuşaklar…

Bireyciliği değil,çoğul ve toplumcu kazanımları ön planda tutarlardı.

İşte sözünü ettiğim kuşağın üyelerinden birisi de; Y. Zeki Akdağ idi.

Adımı taşıyan;ŞAKA TİYATRO’sunun olduğu yıllarda bir gün bana;

“Şaban hocam,gel sana bizim gazetede bir ‘Köşe’ vereyim orada yazılar yaz” deyince, bende kendisine birazda şaşkınlık içerisinde:

“Nasıl olur ağabey, ben gazetecilikten anlamam” deyince, karşılıklı olarak diyaloğumuz kısaca şöyle devam ediverdi;

“Tiyatro oyununu nasıl yazıyorsun o zaman?”

“Ayni şey değil ki ağabey”

“Hemen-hemen ayni şey. Hatta tiyatro oyununda diyaloglar kuran birisi köşe yazılarını ve makaleleri daha güzel yazarlar.”

“Nasıl yazmamı istiyorsun ağabeyi?”

“Pazar hariç, her gün yazmanı istiyorum”

“Yok ağabeyi, bu çok profesyonelce ve sorumluluğu çok ağır olur. Ben bunu kaldıramam”

“O zaman üç gün yazıver” deyince bunda mutabık olduk ve uzun süre “Yeni Giresun Gazetesinde” köşe yazısı yazmaya çalıştım.

Yusuf Zeki Akdağ,sorumluluğunu üstlendiği gazetenin sayfa düzeni başta olmak üzere sözcük ve cümle kurgularına kadar titizlikle inceler ve eğer kafasına takılan bir şey olursa hemen cep telefonu ile beni arayarak; “Filan cümledeki sözcüğü mahalli sözcük olduğu için bile-bile mi kullandın, yoksa gözünden mi kaçtı?” gibi uyarıcı sorularla gazete baskıya girmeden önce mutlaka arardı…

Yani işini seven titiz bir gazeteciydi…

Yaptığı işi severek yapıyor idi…

Hiç beklenmedik bir anda bu güzel insanın bedenine ölümcül bir virüs girdi…

Yusuf Zeki Akdağ, direnebildiği kadar direndi…

Çünkü o en zor mücadelelerin içinden gelen direngen birisiydi!

Fakat 19 Şubat 2008 tarihinde lapa-lapa yağan bir kar tanecikleri sanki bu değerli insanı alıp-götürmek için yeryüzüne iniyor idi!

Demek aradan dokuz yıl geçti ha…

Vay be!

Daha dün gibi…

Elbette dün gibi olacak…

Çünkü unutulmadı ki…

Sosyal Medyada Paylaşın:

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

Sponsorlu Bağlantılar