• DOLAR
    7,8553
  • EURO
    9,3089
  • ALTIN
    484,50
  • BIST
    1,1848
DİNİ TEKELİNE ALMAK

DİNİ TEKELİNE ALMAK

 

Dînî kitaplarımızda iman ve inkâr bakımından insanlar sınıflara ayrılmış, Mü’min ve Müslüman olmanın şartları da detaylı olarak belirtilmiştir. Bu bağlamda Müslümanların nasıl bir hayat yaşamaları gerektiği de yine ayrıntılı olarak dini içerikli yayınlarda mevcuttur. Allah tarafından  özel görevle gönderilen peygamberâni Zîşân Efendilerimiz, İslâm’ın nasıl yaşanacağını bizatihi uygulamalı olarak insanlara göstermişlerdir. Bu hususta sıkıntı da yoktur, anlaşılamayan her hangi bir mesele de yoktur.

 

Dînî İlimleri bilenlerin, bildiklerini diğer insanlarla paylaşmaları, yani tebliğ ve irşad vazifesini eda etmeleri her Müslüman’ın üzerine farzdır, bu ilâhi bir emirdir. Fil hakika bu görevlerini terk edenler nasıl ki sorumlu iseler, görevi ihmal edenler, ya da kötüye kullananlar da aynı derecede mes’uldürler, sorumludurlar.

 

Cennet-i âlâ’ya kolayca girmeyi arzu eden, ama elini sıcak sudan soğuk suya sokmak da istemeyen bir kısım uyanık insanlarımız istiyorlar ki, veya öyle bir hayat yaşıyorlar ki, hem “Elhamdülillah Mü’minim ve Müslümanım” desinler, hatta bu esnada sağ ellerini ihlas ve samimiyetle sol göğüslerine, kalplerinin tam üzerine iştiyakla, iştahla koysunlar, rükua gidercesine eğilsinler, bu arada Selât-ü Selâm da getirsinler; ama öbür taraftan da keyiflerinin, nefislerinin istedikleri şekilde serbest bir hayat geçirsinler, kaide-kural olmasın. Yani, Vur patlasın, çal oynasın…

 

Arada sırada bazı ibadetleri yarım yamalak da olsa, eksik ve kusurlu da olsa eda etsinler; haram-günah sınırlarını göz ardı ederek, heva ve nefislerinin emri üzere yaşasınlar, ama Cennet ve Allah rızası gibi manevi servetlerden de asla feragat etmesinler! Oh ne âlâ Müslümanlık, ne güzel İslam…

 

Bu insanlara bir vesile ile ve bildiğiniz kadarıyla, dilinizin döndüğünce ve bulabildiğiniz imkanlar dahilinde, kardeşlik hukuku gereği ve dini vecibe icabı birkaç kelime söylemeye tevessül ederseniz, başınıza taş yağar ve siz, “Dini tekelinize almak”la suçlanmaktan kurtulamazsınız. u meyanda şu ifadelere muhatap olmanız kaçınılmazdır. “sen Allah’ın (haşa) Özel Kalem Müdürü’ müsün ? Cennet’e ve Cehennem’e gideceklerin listesini sen mi yapıyorsun ?….Hakaretler, tehditler, aşağılamalar, şantajlar bini bir para. Seç beğen al, bedava…

 

Bu durumda, Müslümanlar olarak her halde en fazla okumamız gereken mevkute sözlüklerdir, ama en az okunan nesne de emin olunuz ki yine sözlüklerdir. Bu itibarla, kullandığımız sözcüklerin anlamını bilmeden-bilemeden konuşuyor veya yazıyoruz. Öyle olunca da  “kaş yapayım derken göz çıkarmalar.” sık sık vaki oluyor, isteseniz de, istemeseniz de….

 

“Dini tekeline almak” ne demektir? Bu söz Yahudilik için geçerlidir, doğrudur. Bilindiği gibi Yahudilik hem bir ırk, hem de bizzat Allah (c.c.) tarafından  hükümsüz kılınmış, yani  muharref bir dinin adıdır ve Yahudi ırkına mensup olanlar bu tahrif edilmiş dini tekellerine almışlardır; anası-babası, ya da en azından anası Yahudi ırkına mensup olmayanlar, Yahudilik dinine giremezler.

 

İslam Dini bunun tam tersine evrenseldir, Allah her insanın Müslüman olmasını murad eder ve her Müslüman da inancının gereği  olarak her insanın Müslüman olmasını ister, bunun için gayret eder. Neden mi? Müslümanların yaşadığı bir dünya Cennet misali olur ve böyle huzurla dolu bir dünyada yaşamaktan daha güzel bir iş olamaz da onun için. Mü’minler ve Müslümanlar bu nedenle tebliğ ve irşad görevlerini ifa etmenin gayret ve çabası içinde olurlar. Ama İslam’a uymak nefislerine ağır geldiği için İslâm’ı nefislerine uyduranların “Dini tekeline almışlar” suçlamasından da kurtulamazlar. Cehalet diz boyu. Olsun, bunlar ucuz işler, boş şeyler. Önemli olan Dinin ve dünyanın,  Ahiretin  sahibi olan Yüce Allah’ın(c.c.) değerlendirmesidir.

 

Bu konuda kim ne söylerse söylesin, nasıl değerlendirirse değerlendirsin, bu can bu tende bulunduğu ve nefes alıp verebildiğimiz sürece tebliğ ve irşada devam…Bu uğurda kim ne kadar gayret etmişse, manevi sermaye o oranda çoğalır. Dünya serbest ticaretin cari olduğu bir pazar yeri gibidir. Herkes alış-verişle meşgul. Kimlerin ne alıp-sattığı, kimlerin ne kadar kâr ve zarar ettiği Ruz-i Mahşer’de belli olacak. Pazara çıkan insanlar, ancak ceplerindeki para kadar alış-veriş yaparlar.

 

Selam ve dua ile…

Sosyal Medyada Paylaşın:

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

Sponsorlu Bağlantılar