• DOLAR
    8,2823
  • EURO
    9,7418
  • ALTIN
    500,86
  • BIST
    1,1751
CUMHURİYET KARŞIT VE SAVUNUCULARI

CUMHURİYET KARŞIT VE SAVUNUCULARI

Daha önce yapılan savaşları bir yana koyup, başlangıcını Birinci Dünya Savaşı olarak belirlediğimizde, bu dönemde Osmanlılar Kafkasya, Süveyş Kanalı, Irak, Hicaz-Yemen, Filistin-Sina, Balkanlar, Galiçya, Çanakkale cephelerinde savaştılar.

Bu cephelerde zaman zaman başarılar elde ettiyseler de yüz binlerce şehit vererek, savaş ortaklığı yaptığı devletlerle birlikte yenildiler.

Sonuçta, yapılan Lozan ve Sevr antlaşmaları ile ellerinde kalan Anadolu toprakları da bölünmeye, parçalanmaya başlanıldı.

Bu sırada, Osmanlı’nın en başarılı ve tanınan subayı olan Mustafa Kemal olayların akışını çok iyi izlemekte, Türkiye’nin yeniden dirilişinin hesaplarını yapmaktadır.

19 Mayıs 1919 Türkiye Cumhuriyeti’nin, Osmanlı’nın küllerinden yaratıldığı tarihin başlangıcı olmuş, yokluk ve yoksulluk içerisinde, tüm ulusun büyük bir özverisi, önderinin olağanüstü dehasıyla Kurtuluş Savaşı başarı ile tamamlanmış, sıra yönetim biçimine gelmiştir.

O yıllarda yaklaşık 12 milyon olan nüfusun yüzde 80’i köylerde yaşamakta.

Okuma yazma kadınlarda yüzde üç, erkeklerde altı dolayında.

Okul şehir ve kasabalarda bulunmakta. Üniversite henüz kurulmamış.

Üretim çok ilkel yöntemlerle tamamen insan ve hayvan gücüne dayalı ve artı değer yaratamamakta.

Köyleri ve diğer yerleşim alanlarını birbirlerine bağlayacak yol yok.

Sıtma hastalığına çare bulunamıyor, hastane, doktor, ilaç yok.

Bırakın illeri, komşu olan iki köy insanı bile birbirlerini tanımamakta.

Ulaşım çok ilkel usullerle yapılmakta. Halk yoksul ve çaresiz,

Yüzlerce yıl Asya, Avrupa ve Afrika kıtalarında yaklaşık 5.5 milyon km. karelik alana yayılan Osmanlı’dan kalan sanayiye yönelik üretim yapabilecek tesis yok.

Köylünün çoğunluğunda üretim yapabileceği toprak yok. Var olanlar ağa, şeyh, şıh, aşiret liderlerinin elinde.

Eğitim, üretim, sanayi, teknoloji, ulaşım, elektrik neredeyse hiç yok.

Kısacası ülke insanın yaşaması için var denilebilecek hiçbir şey yok.

Cumhuriyet yönetim biçimini bilen kişi sayısı çok az.

Bilgi sahibi olan birkaç bin kişi de bu yönetim anlayışına karşı çıkmakta.

Onlara göre hurafelerin önde olduğu, eski yönetim devam etmeli.

Yönetimin Cumhuriyet olacağını kafasına koyan Mustafa Kemal tek başına.

Ta ki, 28 Ekim 1923 akşamı İsmet İnönü’ye “..Yarın Cumhuriyeti ilan edeceğiz” diyene dek en yakın arkadaşlarına dahi söylememekte.

29 Ekim1923’den itibaren cumhuriyet karşıtları hiç boş durmadılar.

Çoğunlukla, aydınlıktan korkan yarasalar gibi saklandılar.

Yakaladıkları fırsatları çok iyi değerlendirerek cumhuriyete karşı olan düşmanlıklarını çocuklarına, hatta torunlarına ustaca aktardılar.

Bu güruhlara göre “cumhuriyet reklam arası olup, yıkılma zamanı gelmişti. Ayrıca kurtuluş savaşı olmamış, Anadolu işgal edilmemişti.”

Yunan, İtalyan, Fransız, İngiliz askerleri Anadolu’ya tatil yapmak amacıyla gelmişti.

Onların dedeleri Mustafa Kemal’in savaşımına destek vermemişler, kurtuluşu ABD mandası, İngiliz, Alman egemenliğinde görmüşler, cumhuriyete, çağdaşlığa inanmamışlardı.

Günümüzde açıkça görsel, yazılı ve sosyal medya aracılığı ile saldırıya geçtiler.

Aradan geçen 95 yılın sonunda büyük oranda başarıya ulaştılar.

Üstelik okulda, camide, kışlada, siyasette ve yaşamın her alanında boy göstermekteler.

Dedelerinden kalan mirasa sahip çıkmaktalar.

Saklandıkları yerlerde seslerini çıkarmayanlar, avazı çıktığı kadar bağırmakta.

Ve, cumhuriyet kazanım ve değerleri ile, bunların yaratıcısı Mustafa Kemal Atatürk’e pervasızca saldırarak.

Onlara göre cumhuriyet ilkeleri zayıflamış, işlevini yitirmiş, güne uygun değildir.

Geçmişten ders almasını beceremeyen salon Atatürkçülerine gelince.

Sayıları yıldan yıla hızla azaldı ve sadece laf ürettiler.

  1. Yıl Marşı’nı okuyarak değer ve kavramlara sahip çıktıklarını sandılar.

Ara sıra salonlarda, belirli yerlerde boy gösterdiler.

Suçluyu kolay buldular. Onlara göre, “bu toplumdan adam olmaz”dı.

Cumhuriyeti durmadan, usanmadan yürümeye devam edilen uzun bir yol olarak göremediler.

Hedef, “fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür”, “kuldan yurttaş, özgür birey” yetiştirmekti.

Olmadı, gerçekleşmedi ve bu hedeflerden tamamen uzaklaşıldı.

Yapılması gereken, karanlık günlerden aydınlığa uzanan zorlu bir yolun öyküsünü anlatan “Nutuk”u okumak, cumhuriyetin temelinin bağımsızlık olduğunu anlamaktır.

Cumhuriyet karşıtları hedeflerine ulaşırken, savunucusu olduğunu zannedenler sizler nerelerdeydiniz?

Tüm olumsuz koşullara karşın, Osmanlı’nın küllerinden Türkiye Cumhuriyeti’ni yaratan Atatürk, “Cumhuriyet bilhassa kimsesizlerin kimsesidir.” der.

 

Sosyal Medyada Paylaşın:

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

Sponsorlu Bağlantılar