• DOLAR
    7,8330
  • EURO
    9,2014
  • ALTIN
    476,81
  • BIST
    1,1748
Bu halk çok işbirlikçiler gördü  Zamanı gelince mezara gömdü

Bu halk çok işbirlikçiler gördü Zamanı gelince mezara gömdü

“Ateşi ve ihaneti gördük ve yanan gözlerimizde durduk  bu dünyanın üzerinde İstanbul 918 Teşrinlerinde” İstanbul İşgal altındaydı… Ve şöyle sesleniyordu İstanbul’un yönetilenleri; “Biz ki İstanbul şehriyiz, Seferberliği görmüşüz: Kafkas, Galiçya, Çanakkale, Filistin, vagon ticareti, tifüs ve İspanyol nezlesi birde İttihatçılar, bir de uzun konçlu Alman çizmesi  914’ten 18’e kadar   yedi bitirdi bizi.

Biz ki İstanbul şehriyiz,  işte, arz ederiz halimizi Türk halkının yüce katına…”

15 Mayıs 1919 tarihinde Yunanlılar İzmir’de çıkmış, ay-yıldızlı bayrakları indiriyor ve direklere kendi bayraklarını çekiyorlardı…

“İzmir 919 Mayısında ve Manisa, Menemen, Aydın, Akhisar:

Mayıs ortalarından Haziran ortalarına kadar yani tütün kırma mevsimi,  yani, arpalar biçilip  buğdaya başlanırken  yuvarlandılar… ”

16 Mayıs 1919 tarihinde bir ‘umut’ vapuru yola çıktı Mustafa Kemal’le…

Bu vapur düşmanla kavga eder gibi fırtınalarla kavga ederek vardı 1919 tarihinde Samsun limanına…

Aslında İstanbul hükümeti Mustafa Kemal’i başkaldırıp ayaklanan Pontus Çetelerini değil de, bu Çetelerin bölgede yaptıkları zulüm ve tecavüzlere karşı duranların, durdurulmasını ve cezalandırılmaları için göndermişti…

Ama Dersaadet’in yani İstanbul hükümetinin dediği gibi olmadı…

Mustafa Kemal, Milis Çetesi ile birlikte Pontus Çetelerine göz açtırmayan Topal Osman’a haber göndererek Havza’ya gelmesini istedi…

Çünkü sadece Pontus Çetesinin başkaldırısı ile Doğu Karadeniz tehlikede değil, ülkenin dört-bir yanı işgal kuvvetleriyle sarıldığı için ülkenin tamamı tehlike içindeydi…

Ve nihayetinde…

Sözü uzatmayalım, Amasya’ya geçildi.

Ve Amasya’dan hem işbirlikçi İstanbul hükümetine, hem de tün dünyaya şöyle seslenildi;

1- Vatanın bütünlüğü, milletin bağımsızlığı tehlikededir.

2- İstanbul hükümeti aldığı sorumluluğun gereğini yerine getirmemekte, bu durum milletimizi yok olmuş göstermektedir.

3-Milletin bağımsızlığını, yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır.

4- Milletin içinde bulunduğu durum ve şartların gereğini yerine getirmek ve haklarını gür sesle cihana duyurmak için, her türlü baskı ve kontrolden uzak milli bir heyetin varlığı zaruridir.

5- Anadolu’nun her bakımdan en güvenilir yeri olan Sivas’ta hemen milli bir kongre toplanması kararlaştırılmıştır.

6- Bunun için bütün illerin her sancağında milletin güvenini kazanmış üç temsilcinin mümkün olan en kısa zamanda yetişmek üzere yola çıkması gerekmektedir.

7- Her ihtimale karşı bu mesele milli bir sır olarak tutulmalı ve temsilciler gereğinde yolculuklarını kendilerini tanıtmadan yapmalıdırlar.

8- Doğu illeri adına 10 Temmuz’da Erzurum’da bir kongre toplanacaktır. O tarihe kadar öteki illerin temsilcileri de Sivas’a gelebilirlerse Erzurum Kongresinin üyeleri de Sivas genel Kongresine katılmak üzere hareket ederler.”

Ve Erzurum da toplanabildiği kadar toplanılır.

Dedikten sonra sözü tekrar ünlü şairimiz Nazım Hikmet’e bırakıyorum;

“Erzurum’da on dört gün sürdü Kongre: “Orda, mazlum milletlerden bahsedildi bütün mazlum milletlerden ve emperyalizme karşı dövüşlerinden onların.

Orda, bir Şurayı Milli’den bahsedildi,

İradei Milli’ye ye müstenit bir Şurayı Milli’den.

Buna rağmen,

-Asi gelmeyelim- diyenler vardı

-makamı hilafet ve saltanata-

Hatta casuslar vardı içeride.

Buna rağmen,

-Bütün aksamı vatan bir küldür- denildi.

-Kabul olunmaz- denildi,

-Manda ve Himaye-

Ve bu daha ilk kongrede ‘bağımsızlık ateşinin’ fitilleri ateşlenip ve bir an önce Sivas’a doğru yol alınmıştır.

Ve belirtilen tarihte…  “4 Eylül 919’da toplandı Sivas Kongresi

Ve 8 Eylülde Kongrede bu sefer

Yine ortaya çıktı Amerikan mandası.

Ak koyunla kara koyunun

Geçitte belli olduğu günlerde o günler

ve İstanbul’dan gelen bazı zevat,

sapsarı yılgınlıklarıyla beraber

ve ihanetleriyle birlikte

bir de Amerikan gazetecisi getirmiştiler.

ve Erzurumlulardan ve Sivaslılardan ve Türk milletinden çok

işbu Mister Bravn’a güveniyorlardı.

Bu zevata:

-İstiklalimizi kaybetmek istemiyoruz efendiler- denildi.

Fakat ayak diredi efendiler:

– Mandanın, istiklali ihlal etmeyeceği muhakkak iken- dediler,

– Herhalde bir müzaherete muhtacız diyorum ben- dediler.

-Hem zaten- dediler

-Birbirine mani şeyler değildir

İstiklal ile manda

Ve esasen- dediler.

-müstakil kalamayız böyle bir zamanda.

Memleket harap,

toprak çorak,

borcumuz 500 milyon,

varidat ise 15 milyon ancak.

Ve Allah muhafaza buyursun İzmir kalsa Yunanistan’da

ve harbetsek,    düşmanımız vapurla asker getirir.

Biz Erzurum’dan hangi şimendiferle nakliyat yapabiliriz?

Mandayı kabul etmeliyiz hemen” dediler.

– Onlar dretnot yapıyor,

biz yelkenli bir gemi yapamıyoruz

Hem, İstanbul’daki Amerikan dostlarımız:

-Mandamız korkunç değildir- diyorlar

-Cemiyeti Akvam nizamnamesine dahildir- diyorlar.

Ve böylece, bin dereden su getirdi İstanbul’dan gelen zevat.

Sivas, mandayı kabul etmedi fakat,

“Hey gidi deli gönlüm” dedi,

“Akıllı, umutlu, sabırlı deli gönlüm,

Ya İSTİKLAL ya ÖLÜM” dedi.

***

Yarın 19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramı…

Bu ‘bayramın’ altyapı öyküsünü ünlü Ozanımız, şairimiz Nazım Hikmet’in ‘Kuvvayi Milliye Destanından’ alıntılar yaparak birlikte yazalım istedim.

Sosyal Medyada Paylaşın:

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

Sponsorlu Bağlantılar