• DOLAR
    8,3465
  • EURO
    9,6728
  • ALTIN
    504,34
  • BIST
    1,1649
Bu anayasa “Türk tipi” değil

Bu anayasa “Türk tipi” değil

TBMM’den, AKP ve MHP’nin desteği ile geçen anayasa değişikliği ile ilgili paket, referandum yolunda…

Cumhurbaşkanı değişiklikleri onayladıktan sonra, iki ay içinde referanduma gidilecek. Nisan ayının ikisi ya da dokuzunda halkımız sandık başına gidecek, “evet” veya “hayır” diyerek kararını verecek.

Aslında OHAL döneminde, eşit ve adil bir referandum sürecinin yaşanması olanaksızdır.

İktidar OHAL yönetimini avantaja çevirmeye çalışacaktır.

Elindeki yetkileri ve denetimi altında tuttuğu medyayı “evet” amaçlı olarak kullanacaktır. Oysaki Başbakan Yıldırım bir süre önce “Referanduma OHAL ile gitmeyeceğiz” demişti.

Fakat referandumu garanti göremedikleri için OHAL yönetimini sürdürmek zorunda kaldılar. Başbakanın sözü de geçersiz oldu!

***            ***

Gerek AKP, gerekse MHP lideri Bahçeli yapılan değişikliklerin “sistem değişikliği” olduğunu söylese de, bu doğru bir değerlendirme değildir.

Çünkü anayasa değişikliği ile amaçlanan adı konulmasa da başkanlık sistemidir.

Türkiye Parlamenter çoğulcu sistemden vazgeçmektedir. İki partili başkanlık yönetimine geçmektedir.

Yasama, yürütme ve yargı ‘başkana’ bağlanmaktadır.

Bu özellik, ne ABD’de uygulanan başkanlık sistemine uyuyor, ne de Fransa’da uygulanan yarı başkanlık sistemine uyuyor.

Ayrıca her iki ülkede de ‘başkan’ aynı zamanda partisinin lideri değildir.

Getirilen sistemin dünyada örneği olmadığı için, “Türk tipi başkanlık” demeye başladılar. Oysa Türk tarihine baktığımızda da böyle bir yönetimin örneği yoktur.

MHP lideri Devlet Bahçeli, partisinin grup toplantısında ne demişti? “Fiili durumu anayasaya uydurmak gerekiyor.”  MHP liderine Türk tarihinden örnek verelim.

Orta Asya Türk Devletlerinde, başta han, hakan, kağan gibi unvanlar taşıyan bir yönetici bulunurdu. Ancak ülke yönetiminde, Kurultay denilen meclisin de önemli bir rolü vardır.

Örneğin Kurultay’ın; ‘töre hukukuna’ uymadığının tespiti halinde hakanı görevden alma yetkisi vardır.

Yani Türk tarihinde töreyi hakana uydurmak yoktur!

Getirilmek istenen yeni modelde, günümüzde Kurultayın karşılığı olan TBMM’nin ‘başkanı’ görevden alma yetkisi yoktur!

Aslında kâğıt üzerinde var görülmektedir.

Ancak TBMM’de çoğunluk partisinin lideri de ‘başkan’ olacağı için, geçerlilik şansı yoktur.

Bu açıdan denetlenemez, yargılanamaz ancak sınırsız yetkilere sahip bir ‘başkan’ modeli halkımızın önüne sürülmektedir.

Kurultay örneğine baktığımızda, getirilmek istenen model “Türk tipi” değildir.

Başkanlık, yarı başkanlık modeli de değildir.

Otoriter bir tek adam yönetimi sistemi olarak tanımlanabilir…

Hatta bu hali ile yeni “fiili durumlar” yaratmaya açıktır. Her “fiili durumu anayasaya uydurma” tavrı devam ederse, daha çok anayasa değişiklikleri yapılacağı da bir gerçektir.

***     ***

Dünyanın gelişmiş demokrasilerinde bizdeki gibi sık anayasa değişiklikleri gerçekleştirilmez. Biz de ise anayasa değiştirme rekoru kırılmaktadır.

1876 yılında ilk anayasa hazırlanmıştır. Bu anayasa 1878 yılına kadar uygulanmıştır. 1878-1908 arası “İstibdat Dönemi” olarak isimlendirilir.

İkinci Meşrutiyetin ilanı ile 1876 Anayasası yeniden yürürlüğe girmiş ancak 1909 yılında ciddi değişikliklere uğramıştır.

Güçlü padişah yerine güçlü anayasa modeline geçilmiştir.

Bu hali ile anayasa 1924 yılına kadar yürürlükte kalmıştır. Ayrıca TBMM’nin açılması sonrasında, 1921 yılında kısa öz bir ‘çerçeve anayasa’ hazırlanmıştır.

Bu anayasa üzerinde, 29 Ekim 1923 tarihinde Cumhuriyetin ilanı ile değişikliğe gidilmiştir.

1924 yılında TBMM ikinci anayasasını kabul etmiş ve bu anayasa da 1961 Anayasasına kadar yürürlükte kalmıştır.

Fakat 1924 anayasası üzerinde de pek çok değişiklik yapılmıştır.

1961- 1980 yılları arasında 19 yıl 1961 Anayasası yürürlüktedir. Adalet Partisi lideri Demirel, 1968 gençlik olayları sırasında ve sonrasında sık sık, “bu anayasa bize bol geliyor” demeye başlamıştır.

12 Mart 1971 muhtırası sonrasında, 1961 anayasası üzerinde değişiklikler yapılarak, ‘bol gelen’ anayasa daraltılmıştır!

Temel hak ve özgürlükler kısıtlanmıştır.

Özerk kurumlar yok edilmiştir.

Hükümete KHK yetkisi getirilmiştir…

12 Eylül 1980 darbesi sonrasında, 1961 Anayasası yürürlükten kaldırılmış ve askeri yönetim, yeni bir anayasa hazırlaması için “Danışma Meclisi” kurmuştur.

Yeni anayasa 7 Kasım 1982 tarihinde halkoyuna sunulmuş ve %92 “evet” oyu ile yürürlüğe girmiştir.

12 Eylül koşullarında halkın %92 desteğini alan “darbe anayasası” günümüze kadar pek çok değişiklik gerçekleştirilmiştir.

İlk değişiklik 17 Mayıs 1987 tarihinde yapıldı.

O tarihten günümüze kadar neredeyse değiştirilemez maddeler dışındaki tüm maddeler üzerinde değişiklikler yapıldı.

Şimdi bir kez daha değiştiriliyor.

Yarın başka değişikliklerde yapılmak istenecektir. İlk dört madde tartışmalarını başlatmak bu açıdan anlamlıdır…

Batılı ülkelerde böyle bir durum yaşanmaz.

Oturmuş bir sistem vardır.

Bizde ise her iktidar kendisine göre anayasa yapmaya çalışır. Son 18 maddelik değişiklikte böyle bir isteğin sonucudur.

AKP yanına MHP lideri Bahçeli ve ekibini alarak hazırlamıştır.

Bir toplum sözleşmesi olma özelliği yoktur. Bir uzlaşı ile hazırlanmamıştır.

Denilebilir ki referanduma sunulacak. Arkasına halkın desteğini alacak.

O zaman şunu anımsatmakta yarar var.

Referandumla kabul edilen ve halkın %92 desteğini alan 1982 anayasası örneği ortadadır.

Beş yıl sonra değiştirilmeye başlanmıştır.

O halde başka bir sorun vardır.

Bizde anayasa değil hep ‘bana yasa’ hazırlanmaktadır…

Şimdi yapılan değişiklikler de ‘bana yasadır’… Yani kişiye özeldir.

12 Eylül anayasası sıkıyönetim altında halkoyuna sunuldu. Şimdi ise OHAL altında halkoyuna sunuluyor.

Demek ki demokrasi yolculuğunda, az gittik uz gittik ama bir arpa boyu yol gitmişiz!

Bir fırın daha ekmek yememiz gerekiyor.

Sosyal Medyada Paylaşın:

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

Sponsorlu Bağlantılar