• DOLAR
    7,8633
  • EURO
    9,3477
  • ALTIN
    463,26
  • BIST
    10,5359
Yıldırım KİREZ
Yıldırım KİREZ
yildirim_kirez@giresungundem.com
ORMANLAR CAYIR CAYIR YANIYOR..
  • 0
  • 688
  • 15 Ekim 2020 Perşembe
  • +
  • -

Orman kaybını bir yeşil alan kaybı olarak değil, bir eko sistem kaybı olarak değerlendirmeliyiz. Yıllardır yaban hayatı uzmanları ve bitki bilimciler bitki ve hayvan çeşitliliği üzerinde çalışmalar yapıyor. Devamlı yeni türler tespit ediliyor. Ormanlar yandıktan sonra aynı yapıyı kurmak çok zor. Evliya çelebi seyahatnamesinde Van gölünden ağaca sıçrayan bir sincap yere basmadan Antakya’dan denize iner. Derken Doğu Anadolu, güneydoğu Anadolu’nun tamamının orman olduğunu beyan etmektedir.
Avrupa’dan farklı olarak, Türkiye’deki ormanların büyük bir kısmı doğal yaşlı orman diye tanımlanıyor. Bu nedenle Türkiye ormanlarında eko-çeşitliliğin yüksek olduğu biliniyor. Avrupa’daki ormanlar özellikle sanayi devriminden sonra yok edildi. Avrupa o dönemde şimdiki kadar doğa korumacı değildi. Sermaye sert bir şekilde saldırdı ve ormanları yerle bir etti. Yaptıkları yıkımın 20. yüzyılda farkına vardılar ve yeniden ormanlar oluşturdular. Özellikle son elli yılda, tarımsal açıdan daha az verimli alanları ormana çevirdiler. Bu süreç hâlâ devam ediyor. Ama ne yaparlarsa yapsınlar, doğal ormanlarını kaybettiler. Ormanlar geçmişleriyle bağlarını kaybetti. Ülkemizde tahsisler kolaylaştırarak, inşaat sektöründe ihtiyaç duyulan mermer, taş, çimento, demir, altın, gümüş, bakır gibi madenlerin rahatlıkla orman alanlarından çıkartılmasını sağladılar. Bunu inşaat sektörünün maliyetlerini düşürmek, sektörü ayakta tutmak uğruna yaptılar.
Oysa Anadolu bambaşka. Kafkasya’dan, Arap Yarımadası’ndan, Balkanlar’dan gelen farklı orijindeki bitkiler, ağaçlar, hayvanlar ve diğer canlılar Anadolu coğrafyasında buluşmuş ve milyonlarca yıldır kendilerini var etmiş. Ülkemizdeki bitki türlerinin sayısı 12.500’ü buluyor. Bunların dört bine yakını doğal olarak sadece burada yetişiyor. Doğal ormanları yok edersek bu çeşitliliği yeniden sağlamamız çok zor.
Resmi rakamlara göre, Türkiye’de orman alanları son yirmi yılda yüzde yedi büyümüş. Doğal yaşlı ormanlar da büyüyor mu?
Orman alanları hem büyüyor hem de küçülüyor. Alansal anlamda bir orman artışı var. Fakat iller düzeyinde, orman alanları oran olarak artan yerler göç veren, kırsal nüfusu azalan Bayburt, Kırşehir, Kırıkkale gibi iller. Tarım alanları ve meralar terk edildiği için buralar ormana dönüşüyor. Alansal orman artışı bakımından sonuç olumlu. Fakat göç veren illerde tarım, hayvancılık ve ormancılık faaliyetlerindeki azalma, ülkenin gıda açısından kendi kendine yetememesinin en önemli nedenlerinden biri. Göç alan illere baktığınızda ise, örneğin Marmara Bölgesi’ndeki gibi nüfusu artan, sanayileşmiş illerde orman azalıyor. Sadece 2005-2015 arasındaki on yılda hem orman alanı azalıyor hem de bizim “odun artımı ve serveti” dediğimiz odun miktarı artışında ciddi bir azalma var. Bunun önemli nedenlerinden biri hükümetin ormanlardan para kazanma arzusu. 2003’te tüm ormanlarımızda 13 milyon metreküp odun üretilirken, bu rakam bugün 20 milyon metreküpe çıktı.
Hükümet, orman alanını artırmak, biyolojik çeşitliliği geliştirmek ve bozulan orman ekosistemini yeniden oluşturmak amacıyla yeni bir hibe yöntemi geliştirdi. Bu kapsamda 5 bin orman köyünün yararlanabileceği sistemle köylülere yüzde 65’lere varan hibe destekleri veriyor. Bu destekler ülkenin orman varlığına benzin dökmekten öteye gitmiyor.
Aşılanmamış zeytin ağacına “delice” denir. Bu ağaçlar doğada kendiliğinden yetişir.
Delice ağaçları en çok ülkemizde bulunmaktaydı ! Tabi bu geçmişte kaldı.1951-1952 yıllarında İspanya Hükümeti, kömür talebinin İskenderun’dan Saroz Körfezi’ne kadar Akdeniz ve Ege sahillerinde doğada kendiliğinden yetişen delice ağacından elde edilmesini isteniyor. Görgü tanıklarının anlattıklarına göre,limanların üzeri gemi yüklemeleri sebebiyle kara bir bulut ile kaplanıyor göz gözü görmüyor. İspanyanın bu kömürü otoyol altı dolgu malzemesi olarak kullandığı öğreniliyor. ABD’de tanıdığı mühendislerden bilgi alan ABD Büyük elçisi otoyolda kömür dolgunun bir yararı olmadığını öğreniyor. Öğrendiklerini bakana iletiyor,Türkiye’nin rahatsız olmadığını,gelirden dolayı memnun olduklarını söylüyor, konu kapanıyor.
O zamanlar delice ağacının zeytin aşılamak için en uygun ağaç olduğunu bilenler Türkiye’ye oyun oynamışlar .
Sonuç olarak İspanya dünyanın en büyük zeytinyağı ihracatçısıdır ve ne tesadüf ki aynı yıllarda Türkiye margarinle tanışmıştır. Ege ve Akdeniz bölgemizdeki milyonlarca zeytin ağacımız kökünden sökülerek gemilerle Avrupa’ya götürüldü. ABD bize bu ağaçların yerine milyonlarca kavak ve çam (çıra) fidanı verdi. Kavak ağacı memlekette alerjik hastalıklar başlattı. Çam ağacı ise bildiğimiz yağlı çıra idi. Dağlarımıza ovalarımıza her yere diktik. Hiçbir işe yaramayan bu ağaç, ülkemizin dağına bayırına dikilen saatli bomba oldular. Bu ağaçlar yandığı zaman kozalakları patlayıp yanar halde 200 metre uzağa fırlamakta ve oradaki çam ağaçlarını da tutuşturmaktadır.
hainlerin de bir kibrit çakmasıyla cayır cayır yanıyor. Devletimiz bu çam ağaçlarının yerine zeytin, ceviz, badem, incir, sakız ağacı dikse hem bu ağaçlar kolay kolay yanmaz, hem de köylümüze bir ek gelir olur. Halen çam dikiyoruz bıkıp usanmadan.
Çam ağaçları saatli bomba gibidir… Ne olur çam (çıra) dikmeyin bu güzel memlekete… Yanıyor bu Cennet gibi güzel ülkemiz. Coğrafyamız. Yapmayın!..

Sosyal Medyada Paylaşın:

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

Sponsorlu Bağlantılar
  • ÇOK OKUNAN
  • YENİ
  • YORUM