
| Son valiler kararnamesi üzerine … |
Türkiye’nin yönetim geleneğinde ‘’Devletin Gülen Yüzü’’ olmak zordur. Ancak son günlerde sosyal medya platformlarına düşen görüntüler, Giresun’da yağmur altında, Ağrı’da lapa lapa karın ortasında halkla kucaklaşarak, şehirden ayrılan valilerin bu zoru başardığını gördük. Giresun Valisi Mustafa Koç, Osmaniye Valisi Mehmet Fatih Serdengeçti, Ardahan Valisi Fatih Çiçekli, Eskişehir Valisi Erdinç Yılmaz, Iğdır Valisi Mustafa Fırat ve pek çok valimiz yeni görev yerlerine izdiham derecesinde kalabalıklar tarafından göz yaşlarıyla, sevgi tezahüratlarıyla uğurlandılar . Hepsinin ortak noktası, sadece makam koltuğunda değil sokağın tam ortasında, vicdanlarda, gönüllerde iz bırakmış olmaları.
Bu duygusal veda sahneleri beraberinde haklı bir soruyu getiriyor. Başarı ödüllendirilmek yerine neden ‘’yer değişikliği’’ ile kesintiye uğratılıyor?
İstikrarın olmadığı yerde kalkınma sekteye uğramaz mı?
Bir valinin atandığı şehri tanıması, önceliklerini belirlemesi ve halkla güven bağı, gönül bağı kurması en az bir yılını alır. İkinci yılında ise projeler filizlenmeye başlar. 1,5 veya 2 yıl gibi kısa sürelerle yapılan bu ‘’rotasyon’’ mantığı kanımca , yerel kalkınmanın önündeki en büyük engellerden biridir.
Projelerin Akıbeti: Başlatılan vizyon projeleri, yeni gelen valinin öncelikleri arasında yer almayabilir. Bu da hem zaman hem de kaynak israfıdır.
Şehrin dinamiklerini, sorunlu bölgelerini ve hassasiyetlerini öğrenen bir ismin tam verimli olacağı dönemde gönderilmesi, devletin kurumsal hafızasını zayıflatır.
Ağrı’nın dondurucu soğuğunda ya da Giresun’un yağmurunda halkı sokağa döken o sevgi seli, aslında halkın devletten ne beklediğinin en somut kanıtıdır. Halk; kendisine dokunan, derdini dinleyen ve ulaşılabilir olan idareciyi sahipleniyor. Devletin zirvesi, atama kararlarını alırken sadece idari verileri değil, sahadaki bu toplumsal memnuniyeti de bir ‘’başarı kriteri’’ olarak görmelidir.
Başarılı olan ve halkın nezdinde karşılık bulan isimlerin çok kısa sürelerde görevden alınması veya yerlerinin değiştirilmesi, bürokraside ‘’başarı cezasız kalmaz’’ gibi yanlış ve tehlikeli bir algının yerleşmesine neden olabilir. Bu durum, diğer mülki amirleri inisiyatif almaktan ve halkla samimi bağlar kurmaktan alıkoyup, onları sadece ‘’merkezden gelen talimatı uygulayan’’ birer memur profiline hapsedebilir.
Valiler sadece devletin temsilcisi değil, aynı zamanda şehrin umudu ve lideridir. Valilerimize başladığı projelerini tamamlaması ve o şehre kalıcı değerler katması için daha fazla zaman tanınmalıdır.
Devlet yönetiminde devamlılık esas olsa da, yerel kalkınmada yönetimde istikrar için, insan faktörü çok önemlidir.
Elbette bizim bilmediklerimizi, devletimiz her şeyiyle bilendir. Bu konuda sürçü lisan ettikse affola.