• DOLAR
    7,7844
  • EURO
    9,3356
  • ALTIN
    444,11
  • BIST
    10,3763
Şaban KARAKAYA
Şaban KARAKAYA
saban@giresungundem.com
BU BİZİM EĞİTİM YOLCULUĞUMUZ LÜTFEN ZAMAN AYIRIP OKUYUNUZ
  • 0
  • 179
  • 20 Kasım 2020 Cuma
  • +
  • -

Merhaba sevgili dostlar,

Merhaba değerli canlar,

Dünkü sohbetimde sizlere;

“24 Kasım Öğretmenler Gününe kadar eğitim-öğretim ve öğretmen konulu sohbetlere devam edeceğiz” demiştim.

Ve devam ediyorum…

Bugünkü sohbetimizde sizlere Cumhuriyetin kurulduğu yıllarda öğretmenliğe başlayan ve yüreği meslek aşkıyla yanıp tutuşan bir eğitimciyi elimden geldiği kadar özetleyerek anlatacağım…

Adı: Ayşe Sıdıka Avar

1901 İstanbul doğumlu…

12 yaşında yetim kalıyor.

Teyzesi yeğenini kanatlarının altına alıyor;

Öz çocuklarından ayırmıyor…

Onlarla birlikte okutuyor.

Ve 1922 yılında Çapa Öğretmen Okulundan mezun olduktan sonra Beşiktaş Çerkez Mektebinde göreve başlıyor..

1924 yılında evleniyor.

Bir kız çocuğu dünyaya geliyor.

Ve 1925 yılında İzmir’e tayin olup, Amerikan Kız Kolejinde Türkçe Öğretmeni olarak görev yapmaya başlıyor…

İzmir’de öğretmenlik yaptığı günlerde Kadınlar Hapishanesindeki mahkum kadınlara okuma-yazma eğitimi verilmesi isteniyor…

Ve birçok eğitimci bu işe yanaşmak istemezken, genç ve idealist öğretmen Sıdıka Avar, kadın mahkumlara ders verebileceğini söyler.

Ve mahkum kadınlara okuma-yazma öğretir…

Yani; bir yandan asli öğretmenlik görevini sürdürürken…

Bir yandan da ‘gönüllük esasına’ dayalı bir şekilde kadın mahkumlara ders verir…

Yetmez;

Bir yandan da Sepetçioğlu Camiinde İşçi çocuklarına ‘el sanatları’ dersi verir…

Ee, verirde ne olur?

Pusuda yatan ve kadın-erkek ayrımcılığı yapan gericiler, tutucular ve kadınların çalışmasını istemeyen yobazlar buna bir kulp bulur;

“Bu kadın misyonerlik yapıyor” diyerek havayı bulandırmaya çalışırlar…

İdari kovuşturmalar yapılır…

Adli soruşturmalar yapılır…

Ve bu konuda herhangi bir şey bulunamayınca da, konu Ankara’ya kadar taşınır…

Yani bu ‘misyonerlik’ konusu ta Mustafa Kemal Atatürk’e kadar yansır…

Ve Mustafa Kemal, yapılan bütün şikayetleri dinledikten sonra, bu ‘misyonerlik yapıyor’ denilen öğretmeni bizzat kendisi de tanışmak ister…

Mustafa Kemal Atatürk’ün karşısına çıkan Sıdıka Avar, ince, zayıf ve çok çelimsiz bir kızdır…

Genç öğretmen heyecandan bedeni ve bacakları zangır-zangır titremektedir..

Mustafa Kemal, karşısında duran bu ufak/tefek kıza biraz baktıktan sonra;

“Misyoner öğretmen sensin öyle mi?” diye sorar.

Sıdıka Avar, ses tonu düşük ve adeta fısıldayarak;

“Efendim, ben öğretmen Avar” der.

Atatürk, işaret parmağını kendisine doğrultarak ve yüksek sesle;

“Hayır. Sen ‘misyoner’ Avar’sın.. Bana senin gibi misyonerler lazım” dedikten sonra, sözlerini şöyle bitirir;

“Git, memleketin içine gir, dağ köylerine uzan; orada bizden ışık bekleyen yarının annelerini göreceksin” der…

Ve büyük insanın bu tavsiyeleri ışığında, genç öğretmen Sıdıka Avar, Elazığ Kız Enstitüsüne öğretmen olarak atanır…

Ve o dönemlerde Tunceli ve Bingöl yöresindeki öğrenciler de Elazığ da toplanarak okumaktadır…

Okumaktadır okumasına da…

Konu ‘kız’ olunca, bu biraz zordur…

Çünkü hangi yöne baksan;

Yöre feodal derebeyleriyle doludur…

Hem de öylesine doludur ki;

Bir yanında Aşiret reisleri ve toprak ağaları vardır..

Bir yanında Şeyhler, Şıhlar, Mollalar, Meleler…

Öte yanda; bu güçlere tanrı gibi tapınan ve cehalet denizinde yüzen zavallı köylüler…

İşte bu orta-çağın karanlığında ve kör kuyularda yaşayan bölgede görev alıyor idealist öğretmen Ayşe Sıdıka AVAR…

Kimse ‘kız çocuğunu’ okula göndermek istemiyor…

Göndermek istese; yörenin feodal beylerinden, ağalarından, gerici softa takımından fırça yiyor…

Ve üstüne-üstlük genç öğretmen bu güçlerden gece-gündüz tehdit alıyor…

Ama Sıdıka Avar yılmıyor…

Kendisine tahsis edilen Atına binip köylere gitmek istediğinde ilin komutanı kendisine “Yanına Jandarma almadan gitme” diyor…

Sıdıka Avar; “hayır” diyor…

“Köylüler yanlış anlar” diyor…

“Baskıyla, dipçik soruyla eğitim olmaz” diyor…

“Bir eğitimcinin silahı dili ve kalemidir” diyor…

Ve atına binip, yalnız başına köylere çıkıp, kapı-kapı dolaşıp ve aile üyelerini ikna ederek kız öğrencileri görev yaptığı ‘yatılı okullara’ at üzerinde taşıyarak eğitim veriyor…

(Her iki görselde de görebilirsiniz)

Ve üstelik o sözünü ettiğimiz yıllar;

Bulaşıcı hastalıkların yoğun olduğu yıllardır…

Sıtma ve Tifüsün kol gezdiği…

Verem, Tifo ve Frenginin yol kestiği!

Bit ve Pirenin hemen hemen her evde beslendiği…

Ve ilaç olarak sadece ‘Dedeteyle’ temizlenebildiği yıllarda o yıllar…

Ki; Sıdıka Avar…

Ailelerini ikna ederek, okula getirdiği öğrencilerinin başındaki bitleri bir-bir kendisi temizlemiş…

Bitli elbiselerini kaynar kazanlarda yıkamış kurutmuş, ütülemiş…

Ve bütün öğrencilerine ayrım yapmaksızın hepsine analık etmiş..

Sonra mı ne olmuş?

Daha sonra da, ne zaman bir köy gezisine çıksa, köylü kadınlar Sıdıka Avar’ın atının üzengisinden tutup;

“Ne olur, benim kızımı da al götür Avar” diye yalvarma başlamışlar.

Yöre halkı ve köylüler Sıdıka Avar’a yalvarmışlar ve onun bu idealist çalışmasından memnun olmuşlar olmasın da…

Bu kez de egemen güçler memnun olmamaya başlamış…

Önce çalıştığı okul idaresi ve daha sonrada Elazığ valisi -her neden rahatsız olduysa- Sıdıka Avar’la anlaşamamış..

Ve Ankara’ya tayin edilerek, adeta göz-hapsine alınmış…

Ancak;

Elazığ’da anlaşamadığı vali değişince, Sıdıka Avar, bir yolunu bulup ve tayinini tekrar Elazığ’a yaptırmış…

Tayinini tekrar Elazığ’a yaptırmış yaptırmasına da…

Ancak “Gelen, gideni aratır” deyimi bizde felsefe olduğu için Elazığ İdari yönetimi ve siyasi muktedirleri Sıdıka Avar’ı yine rahat bırakmayınca, o da 20 yıllık Elazığ sevdasından vazgeçip, tayinini İstanbul Sultan Selim Kız Enstitüsüne yaptırıp ve sürede bu okulda çalıştıktan sonra 1967 yılında emekli olmuş…

ve ‘Dağ Çiçeklerim’ isimli kitabını yazdıktan sonra da 1979 yılında bu dünyadan ve aramızdan ayrılmış…

Yaptığı hizmetlerin karşılığı olarak Elazığlılar onu unutmamışlar ve Heykelini dikmişler…

Ne mutlu; çevresini aydınlatırken, kendisi mum gibi eriyen böyle idealist eğitimcilere…

Ne mutlu; bıraktığı aydınlığın içinde unutulmadan yaşayan ve yaşatılan öğretmenlere…

Yarın bir başka eğitim ve öğretmen konulu sohbette buluşmak üzere;

Hoş kalın,

Hoşça kalın,

Sağlıkla kalın…

En önemlisi de;

Sizi okutan öğretmenleri birileri unutsa da sizler unutmayın…

ÖNEMLİ NOT; Lütfen 1. görseldeki resmi öne çıkarıp, ayaklarına bir bakıveriniz…

 

Sosyal Medyada Paylaşın:

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

Sponsorlu Bağlantılar
  • ÇOK OKUNAN
  • YENİ
  • YORUM