$ DOLAR → Alış: 5,67 / Satış: 5,70
€ EURO → Alış: 6,35 / Satış: 6,37

21 TEMMUZ’DA TUZ EKİYORUZ İMECEYE SİZİ DE BEKLİYORUZ

Şaban KARAKAYA
Şaban KARAKAYA
  • 14.05.2019
  • 106 kez okundu

İlk kez ‘Tuz Ekme’ ve buna bağlantılı olarak ‘Festival’ sözünü duyanlar elbette biraz şaşıracaklar…
Fakat şaşırmasınlar…

Çünkü bizler kültürel genetik olarak; eşeğe ters binen Nasrettin Hocanın torunlarıyız…
Tutmayacağını bilsek de, yinede umudumuzu yitirmeyip; “Ya tutarsa” deyip, göle maya çalan hocanın varisleriyiz!

Yeri geldi mi; söğüt dalında mandaya yuva yaptırırız…
Canımız isterse; Hamsiyi kavağa çıkartırız!
Yok, dahada ileri gidersek; yılanla aynı çuvala bile gireriz!

Çocuklarımızı büyütürken şöyle anlatmaz mıyız masallarımızı;
“Bir varmış, bir yokmuş” derken…
Ve olup-olmadığından bile haberimiz yokken…

Pireleri berber…
Devleri tellal yaparken…
Ve bunları söylerken, doğru olup-olmadığına bakmıyorsak…
Şaşırma gibi bir eylemin içinde bulunmuyor’sak!
‘Tuz ekme’ işine niye şaşıralım…

Zamanın-derinliğinde nasıl ki göle maya çalmışlar’sa…
Nasıl ki mandaya söğüt dalında ‘yuva yaptırıp’ yavrusunu bir sineğe kaptırmışlar’sa…
Bundan tahminen 500 yıl öncede Giresun’un Çal Dağının denize bakan bir yerinde de “ya biterse” diye tarlaya tuz ekmişler…

Hatta ekildikten sonra bir türlü toprak üstüne çıkmayan tuzu çayır çekirgelerinin yediğinden kuşkulanan köylüler sıra ikişerli nöbet tutmuşlar ve bu konuda şehit bile vermişler!

Sade bu konuda olsa yine iyi…
Bir bahar akşamı, denizden yukarı yukarı yükselen bulutları deniz zannedip, bir kayığa binerek, topluca ölüme bile gitmişler!

E, ne var şimdi bunda şaşılacak?
Göle maya çalmak, mandayı söğüt dalına çıkarmak ne kadar normal sayılabiliyorsa bu da o kadar normal sayılmalı…

Yani bu ‘kültür’ bizim ‘ocak başı’ kültürümüz…
Bu zamanın derinliğinden gelen öyküler bizim menkıbeler’imiz.
Bunlar bizim kış mevsimlerinde anlatılan vazgeçilmezlerimiz..
Ramazan eğlencemiz…
Yüzyıllar ötesinden gelen toplumsal ayak izlerimiz…
Ve bu geçmişe yönelik mizahi değerlerimizi mutlaka ve mutlaka bir şekilde muhafaza edebildiğimiz kadar muhafaza etmeliyiz…

İşte Giresun Batlama Platformu da tamda bunu yapıyor…
Giresun Kültür Derneği tamda bunu yapmaya çalışıyor…
Ve bu konuda küçümsenemeyecek bir mücadele veriyor…
Hatta bu ‘tarihi mizah kültürü’ uluslararası alanda konuşulsun isteniyor…

Ve bu konuda da gerek Batlama Platformu Başkanı İbrahim İlyasoğlu ve gerekse Giresun Kültür Derneği Başkanı Ayşe Karaçam, haklı olarak, sivil örgütler ve ilgili birimlerin yeterli ilgiyi göstermediklerinden yakınıyor…
Ki; bu konuda da haklılar…

Bizim ilgili birimlerimiz ve yetkililerimiz, genellikle bir ön koltukta oturmayı severler…
Açılışlarda kurdele kesmeyi severler…
Emek vermeden, hak etmeden övülmeyi severler..
Birde eline mikrofon verilirse gelişigüzel nutuk atmayı severler!

Öyle gerilerden gelen kalıt veya kültürel ayak izleri imiş…
Binlece yıl ötelerden gelen kültürel mirasmış…
Yok, bu kültür önemsenip, saklanıp, saklanmamalı’mıymış!
Böyle ‘mış-mışlı’ şeylerle uğraşmaz bizim yöresel büyüklerimiz.

Sonuç ve özet olarak demek isterim ki;
Tarihi kökeni nereden gelirse gelsin, hangi medeniyetten yola çıkarsa çıksın…
Asıl ilgilenmesi gerekenler bu tür tarihi kültürel değerlerimizi koruyup yaşatması gerekirken; ilgilenmiş gibi görünüp, ilgilenip yaşatmıyor’sa…
Ve bu değerlere bir ‘gönüllü kadro’ ve hareket sahip çıkıyorsa;
Ben bu ‘gönüllü hareketi’ yürekten kutluyorum…
Ve 21 Temmuzda yapacakları festivalinde başarılı geçmesini ve başta ülkemiz olmak üzere, uluslararası arenada bu festivalin isminin duyulmasını diliyorum…

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ