
| KÖYLÜ NEDEN KÖYÜNÜ TERK EDİYOR NİYE ÇÖPLÜKTEN YİYECEK TOPLUYOR |
Eğer düşünce yetilerimizi hala kullanabiliyorsak;
Bu sorunun üzerinde uzun uzun düşünmemiz gerekmez mi?
Örneğin;
1980 yılında ülkemizin nüfusu toplamda 43 milyondu..
Ve bu nüfusun 25 milyonu köyde yaşıyordu…
Bugün ise bunun tam tersi;
85 milyon nüfusa sahip ülkemizin 79 milyonu şehirlerde yaşıyor.
6 milyon küsur nüfusu da köylerde yaşıyor…
Ve geleceğe ait öngörüler ise;
Çok yakın bir zamanda köylerde adam kalmayacağı söyleniyor…
Peki, 1980 yılında kadar yüzde-75 köylerde yaşayan bu insanlar ne oldu da birdenbire yatağı-yorganı yükleyip, şehirleri göç ettiler?
Serbest piyasa ekonomisi sayesinde köşeye mi döndüler?
Yoksa mevcut varlıklarını da sele-suya verip, şehirlere iş aramaya mı gittiler?
Kısacası;
Köylerini terk etmelerinin nedeni neydi?
Sizce bu soruların yanıtını aramaya değmez mi?
Çöp konteynırlarından ve Pazar yerlerinde -karnını doyurmak için- çürük sebze ve yiyecek toplayanları görünce;
Bu konunun üzerinde hep birlikte düşünmemiz gerekmez mi?
Bence gerekir…
Hem de hiç zaman yitirmeden…
Hem de ‘vekaleten’ yetki verdiklerimize güvenmeden;
Biz bu toplumun asli unsurları bir araya gelmeliyiz..
Geçici olarak ve bir süreliğine siyasi farklılığımızı ertelemeliyiz…
Adresimiz nerede ve ne kadar uzaklarda olursa olsun;
Kafa-kafaya vermeliyiz;
Ve bu konunun üzerinde hep birlikte yeniden düşünmeliyiz…
Örneğin demeliyiz ki;
“Yahu, TOKİ evlerini kasaba ve şehirlere yaparak, evsiz-barksız köylüyü şehirlere göç etmeye özendireceğinize;
Bu yapacağınız evleri köylerde evi olmayan vatandaşlara yapın da toprağının üzerinde kalsın.”
Toprağının üzerinde kalsın ki;
Kimselere muhtaç olmadan nafakasını ekip-diktiği toprağın üstünde arasın….
Eskiden olduğu gibi;
Kendi yiyeceklerini kendisi ekip-biçsin…
Kendi ekip-biçtiklerini yesin içsin…
Yani;
Şehirlere sıkıştırılıp ve muhtaç duruma getirilerek ‘aleni dilenci’ durumuna getirilmesin…
İstatistikler diyor ki;
Şu ana kadar ülke genelinde 1 milyon TOKİ evleri yapılmış..
Ve bu 1 milyon evde (ortalama) 5 milyon kişi yaşarmış…
Şimdi bu olayı tersine çevirsek…
Ve naçizane şöyle bir fikir ileri sürsek;
“Siz bu 1 milyon evi köylerde yapsaydınız, şimdi 5 milyon köylü vatandaşımız köyde kalacaktı…
Ve şehrin karmaşasında boğulmayacaktı.”
Bağında-bahçesinde, tarlasında-tabanında çalışacaktı…
Toprağının üzerinde ne kadar emek verirse…
Ne kadar üretirse; ürettiği kadar karşılığını alacaktı…
Ve ne kimselere muhtaç olacaktı;
Nede çöp konteynırından ve pazar yerinden yiyecek toplayacaktı…
İnsan bu cahil aklıyla ister-istemez şöyle düşünesi geliyor;
“Bu ülkenin anlı-şanlı yöneticileri eğer köy okullarını kapatmasaydı, köylü okutmak zorunda olduğu çocuğunun peşinden şehirlere göç etmezdi.”
Ve bu ülkenin ‘akıl küpü’ yöneticileri;
Eğer tarım ürünlerine gereken değeri vermiş olsalardı…
Yani -ileriye dönük- ithal tarım ürünlerinin hesabını yapmasaydı;
Bugün yaban ellerden hormonlu gıdalar satın almazdık…
Ve belki de biz başka ülkelere ‘tarımsal gıdalar’ satardık…
“Acaba” diyorum;
Bu hızlı ulaşım ve iletişim çağında köyler tekrar yaşanır hale getirilse…
Köy okulları yeniden açılıp, eğitim-öğretim hizmeti verse…
Şehre göç eden köylüler tekrar köylerine geri dönmeye teşvik edilse…
Örneğin;
Aynen TOKİ yönteminde olduğu gibi köyde evi olmayanlara yeri bir ev yapılma yoluna gidilse…
Ahırı yıkıldıysa; tamir edilse…
Veya yenisi yapılsa, şehirlerde aç-arık yaşayan köylüler acaba köylerine dönerler mi?
Hani şehre göç eden kadınlar;
Köyde de başına beyaz çemberine takıyor, beline peştamalını bağlıyor…
Yani, şehirde de aynı giysi kültürünü devam ettiriyor…
Üstüne-üstlük birde şehir kültürüne ayak uyduramıyor…
Ve eli-ayağına dolaşıyor!…
Özetlersek…
Demem o ki;
Köylülüğümüzden utanmamalıyız…
Tam tersine gurur duymalıyız…
Hatta benim çok kullandığım bir söz vardır;
“Kökeni köylü olmak; zenginlik ve asalettendir.
Çağına ayak uyduramamaksa rezalettendir.”
Ben son söyleyeceğimi söyledim.
Buyurun şimdi söz sırası sizlerde…