• DOLAR
    6,8666
  • EURO
    7,7909
  • ALTIN
    397,78
  • BIST
    1,1346
PROFESÖR TÜRKMEN SUSSAYDI, İLACI  ZEHİR DİYE YİNE ÇÖPE Mİ ATACAKTIK?

PROFESÖR TÜRKMEN SUSSAYDI, İLACI ZEHİR DİYE YİNE ÇÖPE Mİ ATACAKTIK?

Giresun Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Mustafa Türkmen son günlerde Giresun kamuoyunda gündeme gelen balık çiftliği kurulmasıyla ilgili açıklamalarda bulundu.
Karadeniz’in balık çiftliği kurulması yönünde elverişli olduğunu ifade eden Prof. Dr. Mustafa Türkmen, çiftliklerin sıkı bir şekilde denetlenmesi ve izlenmesi gerçekleştiğinde hiç bir sektörle su ürünleri sektörü arasında sorun kalmayacağını söyledi. Prof. Dr. Türkmen “Karadeniz’de yasal mevzuatlara uygun olarak balık çiftliklerinin kurulması ve midye, salyangoz ve deniz yosunu gibi suyu filtre eden canlıların da üretime katılmasının sağlanmasıyla, hem yeni istihdam alanları oluşacak, hem denizel organizmalar ülke ekonomisine kazandırılacak ve hem de Karadeniz cazibe merkezi olabilecektir. Ayrıca; Karadeniz açıklarında dikkat çekici örnek entegre çiftlikler kurulabilir ve bunlar Uzak Doğu ülkelerinde olduğu gibi turistler tarafından görülmek amacıyla geziler düzenlenen yerler haline gelebilir” dedi.
“Balık çiftlikleri için açık denizler uygundur”
Ülkemizde balık çiftlikleri için en uygun alanların açık denizler olduğunu da ifade eden Prof. Dr. Türkmen “Ülkemizde de Trix indeksi uygulanmaya başlanmış; koy, körfez ve durgun alanlarda kurulan çiftlikler açık denize kaydırılmaya başlanmıştır. ÇED raporlarında bu duruma mutlaka yer verilmeli ve ÇED raporuna uymayan işletmelere üretim izni verilmemelidir.

Komşumuz Yunanistan Türkiye’deki balık çiftliklerini ya satın almakta ya da ortak olmaktadır. Bizim balıklarımızı Avrupa’da ‘Yunan Balığı’ diye pazarlamaktadır. Halbuki, Türkiye 2017 yılında Avrupa’da Kültür Balıkçılığı üretiminde Yunanistan’ı geride bırakarak Norveç’ten sonra ikinci sırada yer almıştır. Böylece Norveç’in ardından Avrupa’nın en önemli Kültür Balığı üreticisi konumuna gelmiştir. Yunanistan kendi kara suları içinde yoğun bir kültür balıkçılığı yapmakta, aldığı önlemlerle sektörler arasındaki kavgaları bitirmiştir. Bizde ise hala balık çiftliklerine karşı büyük bir tepki vardır. Bu tepkinin oluşmasından en önemli sebebi su ürünlerinde mevzuatlara uymadan faaliyet gösteren bazı işletme ve firmalardır. Yani, bu sektörde faaliyet gösteren firmalardan bazılarının bu güne kadar çevre kirliliğine duyarlı olmaması ve yasayla açık denizde faaliyet göstermelerinin sağlanamamasıdır. Bu çiftliklerin kurulum aşamasında açık denizlerde kurulması şarttır. Kriter ve yasalara uyulduğu takdirde ülkemizde de su ürünleri sektörü ile diğer sektörler arasında uyum sağlanmaktadır. Örneğin turizm sektörü balık çiftliklerine neden karşı çıkar ki, ülkemize gelen turist ucuz ve kaliteli balık yemek istemez mi? Kaldı ki Uzak Doğu ülkelerinde balık çiftliklerine geziler düzenlenmekte turistler o çiftlikleri görmek için önemli paralar ödemektedir” diye konuştu.
“Denizi balıklar değil, insanlar kirletir”
Denizi balıkların değil insanların kirlettiğine de dikkat çeken Prof. Dr. Mustafa Türkmen, “Bizim kendimize soracağımız en önemli soru şudur. Balık denizi kirletir mi? Denizi balıklar mı kirletiyor insanlar mı? Hiç düşündük mü arıtmasız evsel ve sanayi atıklarının suları nasıl kirlettiğini? Çevre Bakanlığı’nın verilerine göre ülkemizde sayıları 2000’in üzerinde olan belediyelerde, sadece 436 tane atık su arıtma sistemi bulunmakta ve bunların birçoğunun da ileri arıtma sistemine sahip olmadığı vurgulanmaktadır. Yapılan araştırmalarda 50 kişilik yatak kapasitesine sahip bir otel veya motelin kanalizasyon suyunun arıtılmadan denize deşarj edilmesinin 100 tonluk bir balık çiftliğinden daha fazla denizi kirlettiği bulunmuştur. Kafesteki balık gübresi ve idrarı ile suyu kirletmektedir. Ayrıca, eskiden balıklar tarafından yenmeyen yem artıkları deniz dibinde birikerek zamanla metan ve hidrojensülfit gazı oluşumuna neden olmaktaydı. Halbuki bugün son derece modern teknolojiyle donatılan kafeslerde kamera gibi sistemlerle artık bu durum kirlilik sorunu olmaktan çıkmıştır. Diğer taraftan yine, dip akıntısının yeterli olduğu bölgelerde yem ve balık gübresinin zeminde yok denecek kadar az miktarlarda biriktiği gözlemlenmiştir” şeklinde konuştu.

“Balık çiftlikleri yeni katma değerleri beraberinde getirir”
Balık çiftliklerinin yeni istihdam ve gelir kaynağı olmaya başladığını da söyleyen Prof. Dr. Türkmen “Yine, son yıllarda balık çiftliklerinin entegre sisteme geçmeleriyle bu sorun ortadan kaldırılmış ve hatta çiftlikler yeni gelir kaynaklarına kavuşmuştur. Açık denizde kurulan bu işletmeler aynı zamanda midye ve salyangoz gibi omurgasız canlılar ile yosun üreterek katma değer oluşturan faaliyetlerde bulunmaktadırlar. Bu işletmelerde, midyeler suda partikül halindeki bulunan balık gübresi ve yem parçacıklarını süzerek sudan almaktadırlar. Yosunlar ise suda erimiş halde bulunan balığın idrarındaki azotu ve yemlerden suya geçen fosforu gübre olarak kullanırlar. Zeminde biriken gübre ve yem artıkları, yani katı atıklar da zeminde yaşayan ve detritus adı verilen bu partiküllerle beslenen omurgasızlar tarafından yem olarak değerlendirilirler. Yani midye, salyangoz ve yosun gibi organizmalar biyofiltre görevi görürler. Böylece çiftlikler; balık, midye, deniz yosunu ve deniz salyangozu gibi değerli ürünlere sahip olurlar. Su ürünleri sektörü son teknolojileri kullanarak ve yasalara uyarak faaliyetlerini sürdürdükleri takdirde denizi en az kirleten sektörlerden biri olacaktır. Yapılan çalışmalarda balık çiftliklerinin denize olan etkisinin, petrol endüstrisi, taşımacılık, şehircilik, turizm, askeri tatbikatlar ve benzeri aktiviteden sonra 11. sırada olduğu bildirilmiştir. Karadeniz gibi fazla koy ve körfezi bulunmayan ve açık denizde kurulacak olan balık çiftliklerinin denizi kirletmesi minimum düzeyde olacaktır. Kaldı ki, kurulacak işletmelere biyofiltre görevi yapan deniz yosunu ve omurgasız canlıları üretme mecburiyeti getirildiğinde balığın kendisinden kaynaklanan organik kirlilik tamamen önlenmiş olacaktır. Ayrıca çok kıymetli olan ve çok geniş kullanım alanı bulunan deniz yosunu üretimi gündeme gelecek ve yeni bir istihdam alanı ortaya çıkacaktır. Bize düşen bu değerli yosunu yetiştirip, işleyecek tesisleri kurarak yeni bir katma değer oluşturmaktır. Yani balık çiftliklerinden bağımsız yosun ve midye üretimi yapan işletmeler gündeme gelecektir. Arıtma yapmadan denize deşarj edilen evsel ve endüstriyel sıvı atık sularda bulunan azot, fosfor gibi bileşikler yosunlar tarafından gübre olarak değerlendirilerek ve böylece deniz suyunun temizlenmesine hizmet edilecektir. Doğada yürütülen her türlü aktivitenin doğaya olumsuz etki yapacağı bir gerçektir. Elbette ki kontrolsüz ve bilinçsiz balık çiftliklerinin de doğaya olumsuz etkileri olacaktır. Fakat unutulmaması gereken husus şudur; balık çiftlikleri uygun teknolojiler kullanılarak ve belirli kurallar ile işletildiğinde denize etkisi en az olan sektörlerden biri olacaktır. Dünyadaki ve özellikle Avrupa ülkelerinde uygulanan Trix indeksi ülkemizde de uygulanmaya başlanmıştır. Çiftliklerin sıkı bir şekilde denetlenmesi ve izlenmesi gerçekleştiğinde hiçbir sektörle su ürünleri sektörü arasında sorun kalmayacaktır” ifadelerini kullandı.

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

Sponsorlu Bağlantılar