• DOLAR
    6,7095
    %0,11
  • EURO
    7,3570
    %-0,01
  • ALTIN
    342,07
    %-0,25
  • BIST
    8,3286
    %0,39
Mürsel BOSTANCI
Mürsel  BOSTANCI
mbostanci@giresungundem.com
Asıl hedef Türkiye
  • 0
  • 439
  • 16 Ocak 2020 Perşembe
  • +
  • -

Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki hamlesi Batılıların menfaatine dokundu onun için Türkiye’nin mutlaka zayıflaması lazımdır. Yazının sonunda kuracağım cümleyi başında kurayım: Türkiye’nin tam da Doğu Akdeniz’deki kuşatmayı kırarak büyük stratejik adımlar attığı sırada, Batılıların hedefi, İran’la Türkiye’nin kapışmasıdır! Türkiye, bu oyuna gelmedi, bütün yapılanlar İran’ın önünü açmaya dönük uzun soluklu operasyonlardır! Bugünlere nasıl geldiğimize yakından bakmakta yarar var. ABD. sadık adamı ŞAHI yalnız bıraktı ve Humeyni, Paris’ten uçağa bindi, Tahran’a indi. İran’da bölgedeki dengeleri değiştiren bir devrim gerçekleştirdi. İran Devrimi, Batılıların bütün o “İran, haydut devlettir” şeklindeki içi boş söylemlerine rağmen, yok edilmedi; aksine kökleştirildi. İran’ın önü açılırken, Sünnî dünya, paramparça edildi, cehenneme çevrildi. Humeyni’nin devrim yapmasına göz yumanlar, Mısır’da MURSİ hükümetine darbe yapmaktan çekinmedi. Yetmedi, MURSİ, hapiste, yargılanırken, mahkeme heyetinin önünde, canlı canlı ölüme terkedildi! Düşünsenize: Adaletin, dolayısıyla vicdanın temsilcisi bir kurumun mensupları, gözlerinin önünde, mahkemenin ortasında MURSİ herkesin önünde can vermesine ses çıkarmadı, aksine, MURSİNİN ölümünü seyretti! Bu cinayeti, MURSİ yönetimi işleseydi, dünyayı başına yıkarlar, İslâm’a etmedikleri hakareti bırakmazlardı! Şiî-Sünnî çatışması ve İran’ın önünün açılması, bu satırları yazarken, en küçük MEZHEBİ bir saplantıyla yazmadığımı söylemem gerekli olduğuna inanıyorum. Ama önyargıyla, saplantıyla okuyacak kişiler olduğunu biliyorum. İki asırdır, özellikle de Osmanlı’nın durdurulmasından bu yana, İslâm dünyası, Özne olmadığı gibi kendi başına hareket edecek bağımsız aktörlerden, istiklâlden yoksun Devletler oldular. İkinci olarak, Batılılar, tarih boyunca, özellikle, İranlılara hep Arî ırk olarak baktılar, İranlılarla Avrupalıların Arî ırka mensup olduğuna inandılar. O yüzden Batılılar, İran’ı her zaman arkaladılar; İran’ın önünü her zaman açtılar. O yüzden İran’da devrim yapılmasına göz yumuldu ama Sünniliğin en güçlü iki kalesinden Mısır’da yönetimine darbe yapılarak saf dışı bıraktılar.
Türkiye’de ise 15 Temmuz darbe ve işgal saldırısı yapıldı fakat başarılı olmadı. Bunun için de Şiî-Sünnî çatışması çıkarılması gerekiyor DEAŞ denilen örgütü ABD IRAK da Sünnilere kurdurdu işi bitince onları Şii HAŞDİ ŞABİ denilen örgüte temizletti. Halep ve Musul kasabı olarak adlandırılan Kasım Süleyman ile Irak’ta, Suriye’de ürpertici cinayetlere imza attıran ABD görevleri biten HAŞDİ ŞABİ başkanı SÜLEYMANİ ile başkan yardımcısı el-Mühendisi, Bağdat’ta Amerikalılar öldürdü. Her şeyden önce, Amerikalıların bağımsız bir Ülkede, Irak’ta böyle haydutça cinayetler işlemelerini şiddetle kınadığımı hatırlatmak istiyorum. İran’ın en güçlü komutanı olarak tarif edilen, aynı zamanda istihbaratçı yönüyle de bilinen Kasım SÜLEYMANİ her konuda atak bir tutum sergilerken PKK meselesinde tarafsız kalmış olacağını düşünmek abesle iştigal olsa gerek. Türkiye, PKK’ya dönük aktif mücadele stratejisini geçmişten günümüze, Suriye ve Irak topraklarında uygulamaya devam ediyor. Ancak İran mevzu bahis olduğunda sınırın öbür tarafı, Kandil dâhil olmak üzere kapsam dışında kaldığı da bir gerçek. Bir başka gerçek, PKK’nın özellikle üst düzey lider kadrosunun sınırın İran tarafını Irak ve Suriye’ye göre çok daha güvenli bir liman olarak görüyor olmaları. Kısa bir arşiv taraması yapınca, İran’ın PKK’nın Türkiye kolu ile el altından temas kurduğuna dair bir takım haberlerle karşılaşabiliyorsunuz Cemil Bayık’ın PKK içinde İran’a yakınlığını bilmeyen yok.
Gelelim son ve en büyük teze: “İran düşerse Türkiye düşer.” Kendi kaderini bölgedeki Müslümanların kaderiyle bir kez, sadece bir tek kez olsun eşitlemeyen İran, kendisi düşerse bütün Müslümanların düşeceği tezini hem de Kemalistler eliyle falan yayıyor iyi mi? “Suriye’de ne işimiz var?” diyen Ulusalcıların, Kemalistlerin, Avrupa malı solcularımızın bizi ikna etmeye çalıştıkları şey şu: “İran düşerse Türkiye düşer.” Niyeymiş? Ben nedenini az çok biliyorum da size soruyorum: İran Ortadoğu’yu parçalamak için her türlü operasyona hazır hale getirirken, Dünyadaki mazlum ve mağdur Müslümanlar İran’a “böyle yapma” diye neredeyse yalvarırken neredeydi canına yandığım jeopolitik bilinciniz? Hem bana öyle geliyor ki İran ile ABD arasında bir savaş çıkmaz. 15 Temmuz sonrası Türkiye’nin kaderinin sil baştan yeniden tarif ve tayin edilmeye başlanan bir süreç oldu. Fırat Kalkanı Harekâtı kararı, Türkiye’nin stratejik haritalarını artık kendisinin belirlemeye başladığını gösteren tarihî bir dönüm noktası oldu. Türkiye’nin Libya’yla yaptığı münhasır ekonomik bölge anlaşması ve sonrasında gerçekleştirdiği tezkere atılımı, bölgede stratejik üstünlüğü ele geçirmesine imkân tanıdı. Türkiye İstiklal ve istikbal mücadelesini kazanması batılı Devletleri çok üzdü, Türkiye, medeniyet koordinatları ekseninde, Afrika açılımından Katar’la kurulan askerî ve ticarî işbirliğine, bölgeyi işgal eden emperyalistlerin hepsinin oyunlarını deşifre oldu ve stratejik atılımlar kadar hayatî açılımlar gerçekleştirince, küresel sistem Türkiye’yi köşeye sıkıştıracak saldırılar tezgâhlamaktan geri durmadı. Cumhuriyet tarihi boyunca yapılan en büyük stratejik hamleler olarak tarihe geçti bunlar. Türkiye’nin stratejik hamlelerle ön plana çıkması, küresel sistemi ve İran’ı tedirgin etmeye yetti. İran’la ilişkilerimizi bozmadık ve sistemin tuzağına düşmedik, İran’la karşı karşıya gelmememiz ABD ve AB Ülkelerini çok üzdü. Türkiye, Türkiye medeniyet koordinatları ekseninde hareket ettiği için, uzun vadede bölgeden emperyalistlerin defolup gitmelerine yol açacak. Türkiye stratejik hamleler gerçekleştirdiği için, küresel sistem bu durumda İran’ın yanında yer alacaktır ve açıktan İran’a destek verecek.
Türkiye’nin yakın tarihte İran’la imtihanı yeni başlıyor… Medeniyet coğrafyamızın geleceğinin yeniden Türkiye tarafından belirlenecek olması ihtimali bile Batılıların kâbus görmelerine yetiyor. O yüzden İran’ı mağdur duruma düşürerek coğrafyamızın geleceğinin şekillendiricisi bir aktör konumuna yükseltmek ve Türkiye ile İran’ı karşı karşıya getirmek için; her tür yolu deneyecekler. Ama Türkiye medeniyet koordinatları ekseninde hareket ettiği sürece hem İran’la karşı karşıya gelmeyecek hem de medeniyet coğrafyamızın geleceğini yeniden belirleyecek yegâne aktör konumuna ulaşacak köklü, stratejik adımları atmaya devam edecektir. İran-ABD arasında yaşanan karşılıklı ve anlaşmalı minyatür savaşın yansımaları şimdilik olmasa da orta vadede Irak’ta bölünmeye yol açacak. Zira Saddam sonrası yönetimi ele geçiren ve İran kontrolüne giren Şiilerin Sünnileri DEAŞ saflarına çekerek yok etme hareketi analiz edince gerçek ortaya çıkar. İran’ın ABD üslerine yönelik füze saldırılarında bir kez daha yüzünü gösterdi. Seçilen hedeflerin ABD İran arasında pazarlık sonucu belirlendiğini iddia eden Sünni gruplar, Kürtler ve İran yanlısı olmayan bazı Şii gruplar hem Kürtlerin en önemli şehri Erbil’in hem de tamamı Sünnilerden oluşan ANBAR hedeflenmesinin kasıtlı olduğunu iddia ediyor. ABD’den intikam alınacaksa tamamı Şii olan ve en çok ABD askerinin bulunduğu TACİN neden seçilmediğini soran Sünni aşiretler önümüzdeki günlerde içinde bölünmenin de olduğu eylemler için harekete geçecek. ABD senatosu TRUMPUN savaş yetkilerini alan bir kararı senatodan geçirdi ve İran’a karşılık verdirmedi! İran varlığını İsrail’e, İsrail de varlığını İran’a borçlu. İkisi birbirini besledi. O yüzden DEAŞ sadece İsrail’e ve İran’a saldırmadı! Dün, biz Sünnîler olarak Haçlılarla boğuşurken, İranlılar Osmanlı ile boğuştu. Tarihte yaşanmış bir örnek bu, bunu aynen tekrarlamaya çalışıyor Batılılar.

Sosyal Medyada Paylaşın:

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

Sponsorlu Bağlantılar
  • ÇOK OKUNAN
  • YENİ
  • YORUM