• DOLAR
    7,6604
  • EURO
    8,9115
  • ALTIN
    458,62
  • BIST
    1,1633
ALDIRMA GÖNÜL

ALDIRMA GÖNÜL

Cezaevi Şarkısı

Başın öne eğilmesin

Aldırma gönül aldırma

Ağladığın duyulmasın

Aldırma gönül aldırma

 

Dışarıda deli dalgalar

Gelip duvarları yalar

Seni bu sesler oyalar

Aldırma gönül aldırma

 

Kurşun ata ata biter

Yollar gide gide biter

Mapus yata yata biter

Aldırma gönül aldırma

 

Dertlerin kalkınca şaha

Bir sitem yolla Allah’a

Görecek günler var daha

Aldırma gönül aldırma

 

 

Sebahattin ALİ: (25.02.1907-02.04.1948)

Babasının asker olması nedeniyle ilkokulu farklı illerde, öğretmen okulunu yatılı olarak Balıkesir’de bitirir. İlkokul öğretmenliği sırasında girdiği sınavda başarılı olur ve Almanya’ya öğrenim yapmaya gider. İki yıl sonra döndüğünde Almanca ve Türkçe öğretmeni olarak görev yapar.

Yazı ve konuşmalarında düşüncesini açık olarak dile getirir, sosyalist düşüncesinden dolayı sürekli baskı görür ve istihbarat tarafından izlenir.

Hakkında çok basit nedenler iddia edilerek farklı zamanlarda tutuklanır.

Yazdığı yazılardan dolayı ceza alır, işsiz kalır, zor günler geçirir.

Atatürk’ü yeren şiir okuduğu gerekçesiyle 1932 yılında Sinop Cezaevi’nde yatar.

Bu durum O’nu yorar, işsiz bırakır, yazacağı, çalışabileceği yer bulamaz.

Avrupa’ya gitmek ister ancak, pasaport verilmez.

Tahminler üzerine aldığı ceza sırasında, tanıklarının dinlenmesine gerek görülmemesi üzerine savunmasında, “… mahkemenizden ne merhamet, ne de koruma istiyorum. İstediğim tek şey adalet, vermekle mükellef olduğunuz adalettir…” der.

Yasal yollardan yurt dışına gitme olanağı bulamayınca, kaçak yollardan Bulgaristan’a geçmek için bağlantı kurduğu, daha sonra istihbarat muhbiri olduğu anlaşılan kişi tarafından sınırda işkence yapılarak öldürülür.

Ölüm emrini kimler verir bilinmez. Cinayetin ardından kimse konuşmaz ve katili 4 ay sonra serbest bırakılır.

41 yıl gibi kısa süren yaşamında hep acı çekmiş, haksızlığa uğramış, genç ve en verimli yaşında acımasızca katledilmiş, mezarı dahi bulunmamaktadır.

Yerel edebiyata öncülük eden, Türk öykücülüğünün temel direklerinden toplumcu, gerçekçi şair, öykü ve roman yazarı olarak bilinir.

Asıl tanınmışlığını toplumsal olayları anlattığı öykü ve romanlarıyla kazanır.

Tüm eserlerinde sosyal ve kırsal alanlardaki sorunlar, sevgi ve aşk, bireysel tema, iletişim noksanlığı kavramlarını işler.

Eserlerinde sade ve anlaşılır bir dil, klasik bir tarz, toplumsal içerikli gerçekleri ön planda tutar, öncülük yapar.

Sevgi ve aşk üzerine 70’in üzerinde şiir yazar.

Sinop’ta iken yazdığı aldırma gönül, geçmiyor günler, leylim ley, çocuklar gibi, kara yazı, melankoli, ben yine sana vurgunum, dağlar şiirleri bestelenir ve şarkı olarak çok sevilir.

Üç tarafı denizlerle çevrili, tarihi kale duvarları içinde 9 ay kaldığı Sinop Cezaevi’nde yazdığı muhteşem şiirleri, yaşantısından kesitler içerir.

Cezaevi şarkısı olarak adlandırılan “Aldırma gönül” en bilinenlerin başında gelir.

Tanıtımında büyük katkı yapan Şarkıcı Edip Akbayram’ın söylediği bu türkü, solcu, devrimci hareketin miting ve toplantılarında 1970’li yıllardan bu yana içtenlikle söylenir.

Bu ve diğer şiirleri o kadar sade ve anlaşılır yazılmıştır ki, ilkokul dördüncü sınıfta okuyan öğrenci dahi kolaylıkla ne anlatmak istediğini anlar ve anlatır.

Şair bu şiirinde, kapatıldığı hücrede cezaevinin surlarına çarpan Karadeniz’in hırçın dalgaları eşliğinde sevdikleri, memleketi ve özgürlüğe duyduğu hasreti ifade etmeye çalışır.

Kendi kültür ve değerlerine sahip çıkmayan toplumun güçlü olabilmesi olanaksızdır.

Öncelikle Edebiyat ve Türkçe öğretmenlerine duyurulur.

 

Sosyal Medyada Paylaşın:

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

Sponsorlu Bağlantılar