$ DOLAR → Alış: 3,83 / Satış: 3,85
€ EURO → Alış: 4,53 / Satış: 4,55

‘YA TUTARSA’ DEYİP TUZ EKTİLER 

‘YA TUTARSA’ DEYİP TUZ EKTİLER 
  • 09.10.2017
  • 102 kez okundu

Giresun’da 500 yıl önce yaşanan fıkra gibi olay festival haline getirilerek yaylaya tuz ekildi.Ormanda yapılan doğa yürüyüşünde ise inanılmaz maceralar birbirini kovaladı.Başkan Önal,bu festivalin yöre için hayati önem taşıdığını ifade ederken,İlyasoğlu ve Satgun,tuz ekiminin gerekçelerini anlattı.

Giresun’da Nasrettin Hoca fıkrası gibi ilginç bir festival düzenlendi. Merkeze bağlı Çaldağ köylüleri tarafından düzenlenen festivali ilginç kılan ise 500 yıl önce bölgeye yerleşen atalarının tuz ihtiyacını karşılamak için tuz ekimi yapmaları oldu.

Festivale Yavuzkemal Belediye Başkanı Abdullah Önal,çok sayıda bilim adamı,sanatçı,sporcu,öğrenci ve medya mensupları ile yöre halkı katıldı.Burada konuşan Batlama Platformu Başkanı İbrahim İlyasoğlu,tuz ekiminin mitolojik geçmişini özetledi ve yöre için bu etkinliğin önemine vurgu yaptı.Murat Akyol’un müthiş sunum ile taktir aldığı etkinlikte konuşan Öğretim görevlisi Osman Sirkeci de emeği geçenleri kutladı.

GİRKAD Başkanı Hatice Satgun’un konuşmasının ardından ise tuz ekimi yapıldı.Ardında doğa yürüyüşü yapıldı

SATGUN NELER YAZDI

Bu arada Festivali değerlendiren GİRKAD Başkanı Hatice Satgun önemli tespitlerde bulundu

Satgun”Evet, bu festival hakkında Facebook’ta yazılanların tümü doğru. Öncelikle tüm katılımcılara çok teşekkür ediyorum.

Sayın Valimizin de konuya vakıf olduğu, olur verdiği, Giresun Kültür Müdürlüğü’nün temsilci gönderdiği (Halil Tütüncü ile), Gençlik spor müdürünün katılacağım dediği, Giresun Milletvekili Sayın Bülent Bektaşoğlu’nun konuyu önemsediğine dair özel kaleminden telefon açılıp, telgraf gönderdiği, Giresun Belediye Başkanı Kerim Aksu’nun il dışından mesaj gönderip kutladıkları festival, güzel ve heyecanlı başladı.

Liman sahasından başlayan festival ekibinin seyahati, Kayadibi, Erimez Mevkii’nden ÇALDAĞ’a ulaştı.

Kendimde şahsen o deneyimi festival kapsamında ilk kez yaşayanlardan oldum. Çaldağ zirveye güle oynaya 4 minibüs araç, bir de ambulans ile Çaldağ Karakolu’nun orman bölgesindeki güvenlik tedbirlerinin sağlandığı bir seyahat ile vardık. Batlama Platform Başkanı ilyasoğlu ve GİRKAD adına bendeniz birlikte organize ettiğimiz Festivale, İbrahim İlyasoğlu, kardeşi Turgut ilyasoğlu ve onun oğlu en geç festival katılımcısı Mehmet İlyasoğlu, Giresun Üniversitesi’nden Mehmet Akif Korkmaz, Osman Sirkeci ve değerli eşi Birsel Sirkeci, Akademisyenlerimiz, Yavuzkemal Belediye Başkanı Abdullah Önal, yazarlarımız, şairlerimiz, sanatçılarımız Murat Akyol, Hatice Satgun, Ayşe Karaçam, işadamlarımız Ayhan Kimya, STK ‘larımız Deniz Yıldızı Ferhat Deniz, basından Gündem Gazetesi Mustafa  Cici, Hilal Mutlu Karaibrahim, Özlem Özlem Ünal aynı zamanda GiRKAD yönetimi, İHA Resul Emin Yanbul, yine Giresun Basın ve medyasından Namık Baltaoğlu, GRÜ öğrencilerinden Sedanur Kaplan ve arkadaşları, Ayşe Kahveci, Hatice Aydın, Fatma Acartürk Alaşağu Horon Ekibi ,Durmuş Alaşağu ,Durmuş Karakaya, Yüksel Özdemir, Sadık Murat Teker, Hüseyin Güzel, Yeliz Konal, 112 ambulansı, jandarma, ulaşımda Ali Kılıç kardeşimiz ile diğer araç sürücüleri ve halktan ismini sayamadığımız bir çok katılımcı ile toplamda 51 kişi Giresun ‘dan ve birçok kişi de yayla halkından katılarak festival başladı. Festival’in giriş konuşmasının ardından tuz Ekim töreni gerçekleştirildi.

Sağlık için yürüyüş kısmına heveslenen bir çok kişi yürümek için dağın içine aşağı yola girdiler. Yürümeyi göze alamayanlar Ayşe Karaçam, Hatice Aydın, Ferhat Deniz, ve bir çok kişi araç ile gerisin geriye, yürüyüşün sona erdirileceği yere indiler. Yürümeyi göze alanlar koşa koşa heyecanlı bir şekilde, resim foto çeke çeke ormana girmeye başladılar. Yürüdüler. Yürüdüler…Yürümeye çalıştılar (!) Düşe kalka, asıla tutuna, sıyrıla sıyrıla, evet tam 8 Km ,çok çok zorlu, gerçek bir keçi yolunda (zaman zaman ayı dışkısına rastladığımız) ve doğa sporlarını yapabilenlerin yapması gereken bir yürüyüşü 3.5 saatte tamamlayanlar da oldu, 1.5 saatte tamamlayanlar da oldu. Ancak, şunu da bir kez anladıkki, İnsanoğlu özellikle biz Türkler, her halükarda başının çaresine bakabilecek, yanında yardıma ihtiyacı olan olursa ki çok vardı böyle durum; (Birsel Sirkeci Hanımefendi’ye Namık Baltaoğlu, Murat Akyol, Mehmet Akif Korkmaz yardımcı olmuşlardır) mutlaka böyle zaman ve ortamlarda kardeşçesine, insancasına kendisini hiçe sayarak diğer insana yardım edebilecek bir varlık olmuştur. Ormanda akak dediğimiz 80 derece diklik, bir eğim vardı. Fakat orman muhteşemdi. Sessizliği, alabildiğine göklere uzanan muhteşem yemyeşil çam dorukları aralarından süzülen güneş Işıkları, hiçbir hayvanatın bizi rahatsız etmemek adına yolumuza çıkmayışı, hatta hiç görünmemişti ve sessizce geçişimizi izliyor olmaları ( bir ihtimal). Harikaydı! Adrenalin son safhada idi. Yola girenler ne yaparsa yapsınlar bu yürüyüşü bitirmek, tamamlamak mecburiyetindeydiler. Çünkü ne geri dönebilirlerse, ne de yol hemen bitecek gibi değildi. Şehir hayatı ile şehirde yürüme ile oradaki yürüyüşün hiç mi hiç alakası yoktu. Bütün azalarımız afalladı. Ayağımız, bacağımız yürümez oldu. İstem dışı beden hareketlerinin alası vardı herkeste. Yürümeyi unuttu ayaklarımız, bacaklarımız. Ben ki her gün yürüyen biri olarak ( topuklu ayakkabım ile) orada da aynı şekilde yürümeyi başardım. Ellerimiz avuluklardan, yerdeki ağaç ışkınlarından, çalı çileği dallarından tutuna tutuna ayaklarımıza yer yaparak inmeye çalıştık. Ancak ben yine topuklu ayakkabım ile yürüyüşü öncü grupta sağ salim bitirdim. Mehmet Akif Mehmet Akif Korkmaz;’ o ayakkabıyı MELİKLİ müzesine koyalım’ dedi.

İşte atalarımız lastikleri ile derbey dedikleri ayakkabıları ile zenginler de kundura ve çapulaları ile bu şekilde yürüdüler… Hiçte bugünkü hayata benzemeyen, o günlerde, bu vatanı savunurken de bu şekilde yürüyerek savundular. Allah muhafaza başımıza bir şey gelmeden, bir hale düşmeden insan, ne olabileceğini gördü en azından.

Yürüyüşte, gerçek bir dayanışma ruhunu, sevgi saygı birliğini gördüm. Gerçek bir yardımlaşma ve iyi niyeti gördüm. Evet komiteden biri olarak hiç görmediğim parkuru normal bir yol zannetmiştim. Şimdi diyebilirimki; seneye festival yukarıda ÇALDAĞ ‘ın tepesinde verilecek pancar çorbası Mısır ekmeği ile ayran, sahne sanatçılarımız, edebi alandaki vb. yarışmalar ile Kültür Bakanlığının üstleneceği bir festival olarak gerçekleştirilecektir. Sağlık yürüyüşü parkuruna da halk değil, doğa sporları yapan gerçek sporcular gönderilecektir.

 

‘Karadeniz kültürünü gemiye yükleyip Dünya ‘ya yollayacağız’ diyen Giresun Üniversitesi’nden Prof Dr. Bayram Kaya Bayram Kaya hocamıza, komitede bulunan Yrd Doç Dr Rahman Çakır Hocamıza ve SMMM Nurtekin Terzi’ye de aramızda olamasa da verdiği destek ve katkılarından ötürü çok teşekkür ederiz.

Katılımda bulunan ve emeği geçen başta Giresun Batlama Platform Başkanı İlyasoğlu nezdinde herkese tekrar teşekkür eder, sponsorlar kısmında da araç tahsisine destek olan Duroğlu Belediye Başkanı Murat Kılıçarslan’a, yemek sağlayan Deniz Lokantasına, kupaların karşılanmasına destek veren Ali Acar Vakfı’na çok teşekkür ederiz.

Yürüyüşü gerçekleştirirken ezilen, düşen kalkan herkese çok çok geçmiş olsun! Evet zorlu bir 8 Km yürüdük, her birimiz aynı kaderi paylaştık, paydaşlığı gördük, yaşadık .Bu festival başka bir festival oldu!

Bir sonraki seneye daha yenilikçi, daha katılımcı, adrenalini yüksek, birlik ve beraberlik ve sevgi saygı içinde, akıllarda bir ÇALDAĞ kalmasından dolayı da, 5. TUZ EKİM FESTİVALİ’nin gelecek sene 6. sında buluşmak ümidiyle, tüm herkesi şimdiden davet ediyor sevgiler, saygılar, selamlar sunuyorum.”dedi.

Düzenlenen festivalde efsane için araştırma yapan Emekli Turizm İl Müdürü Mürsel Bostancıoğlu ve Batlamalılar Platformu Başkanı İbrahim İlyasoğlu yüz yıllardır konuşulan olayı anlattılar.

‘Ya tutarsa’ deyip tuz ekmişler

Efsaneye göre, köylüler 500 yıl önce bölgede yaşanan tuz sıkıntısını gidermek için bölgeye en yakın yer olan Erzincan’ın Kemah ilçesinde bulunan kaya tuz üretim yerinden getirdikleri tuzları ‘Ya tutarsa’ diyerek 2 bin 50 rakımlı Çaldağ tepesine ekerler. Ekim’den 1 yıl sonra hasat için tepeye gelen köylüler tuzların kaybolduğunu görürler. Ne yapacaklarını şaşıran köylüler yeniden ektikleri tuzların başına nöbetçi dikerler. Kısa bir süre sonra alanda çekirgeleri gören nöbetçiler köylülere haber vererek, ‘ekilen tuzları çekirgeler yiyor’ derler.

“Bir sizden, bir bizden olduk bir kilo tuzdan”

Bunun üzerine ellerine kürekler ile tuzların başında beklenildiği sırada bir çekirge nöbetçinin alnına konar. Tuzları yiyen çekirgeyi yakaladığını düşünen nöbetçi diğer arkadaşına sessizce işaret ederek onu öldürmesini ister ve arkadaşı da bunun üzerine elindeki kürekle çekirgeye vurur. Çekirgenin öldüğünü zanneden köylü arkadaşının da küreğin etkisiyle öldüğünün farkına varır ve yüzyıllarca köyde konuşulacak olan şu sözleri söyler, “Bir sizden, bir bizden olduk bir kilo tuzdan” bunun üzerine bir daha tuz ekimi yapılmaz.

500 yıl sonra tekrar ektiler

Çaldağ köyünde anlatılan bu efsanenin ardından, aradan geçen 500 yıldan sonra yeniden aynı bölgede tuz ekimi gerçekleştirildi. Köylüler bir araya gelerek yüzyıllar önce bırakılan tuz ekimini festival havasında tekrar gerçekleştirdi.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ