$ DOLAR → Alış: 5,68 / Satış: 5,70
€ EURO → Alış: 6,56 / Satış: 6,59

Emin KEŞMER YAZDI/ EĞİTİM ÇIKMAZI – 3

Emin KEŞMER YAZDI/ EĞİTİM ÇIKMAZI – 3
  • 24.05.2016
  • 168 kez okundu

YARAMAZLAR SINIFI
Anı-Hikaye

Emin KEŞMER
*
Günlerden bir gün görev yaptığım Meslek Lisesinde müdür yardımcısı arkadaş benden bir ricada bulundu:
-Sayın Hocam, bir son sınıfımız var, biraz problemli bir sınıf.
Bu sınıfın edebiyat dersine giden F. Hanım ‘’Eğer ikinci dönem bu sınıfı bana verirseniz ya tayin isteyip gideceğim ya da maaş karşılığının dışındaki bütün derslerimi bırakacağım!’’ diyor.
Biz sizi düşündük, size versek bu sınıfın dersine girer misiniz?

Ben:
-Sorun yok, verebilirsiniz, ben seve seve girerim dedim.
Dedim ama ne ile karşılaşacağımı da hiç bilmiyorum.

Bir gün girdim o sınıfın dersine.
Meslek Lisesi ya ipini koparan gelmiş. Sadece erkeklerden oluşan bir sınıf.
Geçtim kürsüye oturdum. Büyük bir dikkatle bana bakıyorlar, sanırım nerden çıktı bu adam diyorlar ve tabi o anlık kimsede ses yok.
Bende de ses yok. Sınıf defterini, öğrenci listelerini inceliyorum güya. Zaman uzadı tabi.
Biri dayanamadı el kaldırdı, fark ettim. Göz ucuyla bakınca da ayağa kalkıp:
-Ders yapmayacak mıyız Hocam? dedi.
Tekrar önümdeki deftere bakıp biraz daha oyalandım, daha sonra başımı kaldırıp sınıfa şaşkın şaşkın şöyle epeyce göz gezdirdim.
Aman Tanrım, o ne afili duruşlar, o ne kuzgun gibi bakışlar, o ne göz süzmeler… Bazısı öylesine geçiyorken uğramış gibi ilişmiş sıranın ucuna, bazısı kaykılmış, bazısı daha başka şekil… Kimisi pimi çekilmiş birer bomba duygusu uyandırıyor desem yeri. Kitap defter hak getire. Kiminin daha bir tertip düzen içinde olduğu anlaşılıyor sanki. Herhangi bir çanta şu bu var mı? Pek belli değil gerçi. Ama bayağı gergin, alışılmadık bir hava da hemen belli oluyor.
Tam bu da değil de ben önyargılıyım belki, kim bilir?

Böylece biraz daha bakıştıktan sonra da:
-Birşey mi sordunuz? dedim.
-Ders yapmayacak mıyız diye sordu idim? dedi ortalardan bir öğrenci.
Ayağa kalktım, şöyle bir gidip geldim güya düşünceli bir halle:
-Yaa! Siz burada ders de mi yapıyorsunuz yoksa? deyiverdim.
Bu sözüme cidden anlam veremediler, böyle bir cevap beklemiyorlardı belli ki.
-Siz hâlâ böyle tırıvırı şeylerle mi oyalanıyorsunuz? Halbuki bayağı akıllı, uyanık çocuklara da benziyorsunuz! Yazık size! Vaah vah! diye ekledim.
Onlar da şaşkın, gülseler mi sussalar mı, nasıl anlayıp yorumlasalar bu vaziyeti, kararsızlar? Yılışık bir hava da oluşmadı değil.

Yalnız tuhaf birşey gözlemledim, hemen hepsinin gözünde adeta bir ışık çaktı.
Büyük ihtimalle ‘’Bu da bizden, kesin kafa dengi veya belki de tam bir çatlak! Ama mutlak olan birşey var, bu hoca matrak! Dersler neşeli geçecek anasını satayım!’’ dediler en azından ve keyiflendiler de anlaşılan.
Çünkü sonuçta eğlenceli bir hal vardı ortada.
Benim de istediğim bu idi zaten.
Ben ciddiyetle sürdürdüm:
-Delikanlılarım, birbirimize oyun oynamayalım! Size açık konuşacağım, lafı dolandırmanın manası yok… Ben sınıfa girerim, gördüğünüz misal dalgamı geçerim, kakara kikiri saatimi doldururum, siz de güya ders yapıyormuş gibi numaradan oyalanırsınız, ben sonunda maaşımı alırım! Yani salla başı al maaşı! Siz de sonunda hooop sınıfı güle oynaya geçersiniz!
Anlaştık mı?
Nasıl bu, fena mı sizce?

Onların büyümüş gözlerine bakarak aniden döndüm:
-Var mı buna itirazı olan?
Ses yok, antenler dikilmiş, ne olduğunu anlamaya çalışıyorlar, şaşkınlık had safhada:
-Yok hani bir itirazı olan varsa bileyim de… ona göre muamele çekeyim diyorum!

-Eğer varsa aranızda böyle biri, o itirazcı şahsa, mesela şöyle ders notlarını bir toslayayım!
Sonunda da sınavdır, yoklamadır, ödevdir, deveye hendek atlatır misali inim inim inleterekten…
Hani bazısı -bilirsiniz- zulmü zahmeti sever, insanoğlu malum!

Sınıftakiler büsbütün şaşkın ‘’Ne diyor bu hoca yahu? Deli mi, çılgın mı, dalga mı geçiyor?’’ diye düşünüyorlar muhakkak. Ama ben son derece ciddi devam ediyorum:
-Eğer itiraz etmeye cüretiniz yoksa, bunu anlarım. Nihayet ben de bu sıralardan geçtim arkadaşlar. Bir nevi öğrenci halini biliriz nitekim!
Öğrenci dediğimiz varlık esasen iyi niyetli, alçak gönüllü, bilgiye susamış, sırf bu sebeple de susuzluktan kurumuş, bu kuruma neticesinde de bir deri bir kemik kalmış, ter ü taze bir insan yavrusudur sonuçta. Yani en uygun tanımlardan biri budur.

Dolaşırken aniden birinin omzuna pat diye vuruyorum:
-Sen! Sen nasıl tanımlarsın öğrenci denen o nadide varlığı? Haydi bir tanım da sen yap?
O yarım yamalak birşeyler söylemeye çalışıyor ama beceremiyor.
-Gelecek derse bir tanım bekliyorum senden, yazıp gelecek ve sınıfın huzurunda bu yazını okuyacaksın ve arkadaşlarını ikna edeceksin. Tamam mıdır?

Aniden yerinde uyuklar gibi oturan bir başkasına dönüyorum:
-Sen!
Ayağa kalkıyor. Adını soruyorum söylüyor. Adına, bu adın anlamına dair fikrimi söylüyorum. Bu açıklayıcı ve övücü şakamı asla unutmayacak belli ki, hissediyorum.

 

Devamı yarın
-Sen! diyorum, Orhan Veli Kanık diye bir dizi oyuncusu var, tanıyor musun?
-Hatırlamıyorum, diyor. Hangi dizide oynadığını soruyor. Ben başka birine yöneltiyorum soruyu:
-Sence Orhan Veli Kanık hangi dizide oynuyor olabilir?
Bilmiyor tabi.
-Bu soruyu bir arkadaş seçip ona sen sorar mısın? diyorum.
Soruyor ama sorduğu da bilmiyor.
Bir başkasına yöneliyorum:

-Orhan Veli Kanık dizi oyuncusu dedim, arkadaşların bilemediler ama itiraz da etmediler? Oysa Milli Eğitim Bakanı olduğunu sen biliyorsun değil mi? Sen bunu çaktın gibi geldi bana?
Çocuk ayağa kalkıyor, şaşkınca:
-Evet hocam, diyor.
-Aferin! diyorum. Sen çok bilinçli ve dikkatlisin, yüzüne bakınca şıp diye anladım. Adın ne?
-Suat, diyor.
-Suat diyorum, karar ver, artist mi, bakan mı yoksa şu andaki İstanbul valisi mi?
Çocuk büsbütün dağılıyor.

-Evet arkadaşlar diyorum, bu çok önemli bir artist, bunu herkes öğrenmiş olarak gelecek önümüzdeki derse. Çünkü artistler çok önemli bizim için! Onlar olmasa biz aç kalırız bir kere…
Öyle değil mi sevgili yavrular? Haydi söyleyin, ben yanlış mı söylüyorum? Bu artistler olmazsa hayatın ne manası var sizce?

Cevap yok kimseden.
Bu ironiyi vurguluyorum, alay ettiğimi tahmin ediyorlar mutlaka.

-Adını not alın lütfen, diyorum, tahtaya büyük harflerle şairin ve SİZİN İÇİN şiirinin adını yazıyorum.

-Bunu araştıracaksınız ve şiirler de yazmış olan bu artistin birer şiirini bulup geleceksiniz. Madem bu şahsı tanımıyorsunuz, size küçük bir ceza olsun bu!
Yazıyorlar.

-Bakın sizi kandırmış değilim. Ben sözümde duruyorum. Hep birlikte dalgamızı geçiyoruz. Tamam mıdır? Var mı itirazı olan? Sakın ders filan saymayın bunları, kalbim kırılır.
Hani ‘Ödev verdi daha gelir gelmez suratsız hoca!’ lafını duyarsam bozuşuruz, ona göre.

-Sen şu sözü bağırarak söyleyebilir misin? diyorum bir öğrenciye:
‘’SİZİN İÇİN İNSAN KARDEŞLERİM
HER ŞEY SİZİN İÇİN!’’
Yerinden söylemeye çalışıyor.
-Çık diyorum tahtaya, oradan arkadaşlarına hitabederek söyle.
Şiirin gerisini de söyletiyorum başka öğrencilere… Deniyorlar, gülüyorlar, başka başka kompozisyonlarla, trüklerle, tonlamalarla, vurgularla tekrarlıyorlar… Sınıfta bir cümbüş.

‘’GECE DE SİZİN İÇİN
GÜNDÜZ DE
GÜNDÜZ GÜN IŞIĞI
GECE AY IŞIĞI
AY IŞIĞINDA YAPRAKLAR
YAPRAKLARDA MERAK
YAPRAKLARDA AKIL’’

Şiirin devamından bazı sözleri de parça parça yazıyorum, tekrarlatıyorum, bundan ne anlamamız gerektiğini soruyorum. Söylemeye çalışıyorlar. Birer cümle ile ne hissettiğinizi yazın diyorum, okutuyorum… Neşeleri yerinde, mutlular…

‘’SİZİN İÇİN POSTACININ AYAĞI
TESTİCİNİN ELİ
ALINLARDAN AKAN TER
CEPHELERDE HARCANAN KURŞUN
SİZİN İCİN MEZARLAR, MEZAR TAŞLARI
HAPİSHANELER, KELEPÇELER, İDAM CEZALARI
SİZİN İÇİN
HER ŞEY SİZİN İÇİN’’

Güle oynaya dersi bitiriyoruz.
Gelecek derse Orhan Veli Kanık’ın kim olduğunu öğrenip gelecekler artık…
Haydi bakalım.
Bu ‘’yaramazlar sınıfı’’nı oluşturan öğrencilerle inanılmaz derslerimiz, çok şamata zamanlarımız geçti. O kadar candan ilişkiler geliştirdik ki adeta dersi iple çeker, dört gözle bekler oldular.
Ne kadar çok eğleniyorduk, ne kadar çok zevk alıyorduk…
Belki de bütün tılsım derse herkesi kışkırtıp dürterek ortak etmemde gizliydi, herkese mutlaka rol vermemde. Bu ayrı bir büyüydü daima.
Ne kadar yetenekli, uyanık, akıllı öğrenciler çıktı o çocukların arasından. Daha doğrusu herbirinin özelliği, yaklaşımı, becerisi farklıydı, kendine özgü güzellikler…
Tabi onların da kendilerindeki bu dil-anlatım becerisi mutlaka tuhaflarına gitmiş olmalıydı.

Derslerimizin olduğu günlerin ders bitiminde ille de dışarda buluşma ayarlamaya başladılar ve zaman zaman birlikte gidip güzel bir kafede oturduğumuz, onların hayallerini, değerlendirmelerini, gözlemlerini, hepsi de komik olan şeyleri konuştuğumuz oldu.
Ben bile o sınıftaki dersime daha bir keyifle gittiğimi fark etmeye başladım bir zaman sonra.
*
Yalnız o sınıfta başıma bir iş geldi ve altından kalkamadım, çaresiz-ifadesiz ve aciz kaldım.
Günlerden bir gün Cabir adındaki bir öğrenci ders sırasında uyuklayıp dururken ona takıldım:
-Ne o Cabir, gece beşik mi salladın, kafanı kaldıramıyorsun?
Erdem adındaki sınıf başkanı söz aldı:
-Hocam, Cabir söylediğiniz gibi beşik sallamadı ama gece işçisi olduğu için uykusuz! Ne yapsın, biraz kestiriyor mecburen! dedi.
Dedim ki:
-Ne demek gece işçisi, çalışıyor mu ki Cabir?
-Hocam hırsız olur kendileri! demesin mi Erdem?
-Ne biçim konuşuyorsun, aşk olsun, arkadaşına nasıl ‘’hırsız’’ diyebiliyorsun, ayıp değil mi?
-Hocam, ben yakıştırmıyorum, iftira atmıyorum, arkadaş sahiden de hırsız!
-Peki ne çalıyor? dedim.
-Hocam oto-teyp çalarlar kendileri…
Dönüp Cabir’e sordum:
-Doğru mu bu Cabir, otomobillerden teyp mi çalıyorsun?
Cabir:
-Arada oluyor, icab ettikçe yapıyoruz birşeyler! diye cevap verdi büyük bir pişkinlikle ve rahatlıkla.
-Bayağı camı kırıp teybi yürütüyorsun öyle mi?
-Kilidi açmak daha kolay Hocam, dedi Cabir.
Şaşırdım, söyleyecek söz bulamadım. Öğüt verici bir konuşma çok havada kalacak birşeydi ve aptalcaydı. Belki de ne söylenebileceğini ben bulamadım. Sırf o derste de değil daha sonra da bu konuda ne konuşabilirim diye düşündüm, bilemedim.
Ancak o derste şunu söyleyebildim:
-Benim arabamı biliyor musun Cabir, bari benim teybi götürmeyesin!
-Hocam, sizin teyp eski model, alsak bile alıcısı çıkmaz!
Dedim ki:
-Ohoo! Sen benim arabanın rontgenini çoktan çekmişsin!
-Hocam sizin arabaya bir zarar gelmez, merak etmeyin.

İlahi Cabir!
Oysa sen daha çocukken hayata uyanmışsın da ben hâlâ seni uyuyor sanıyorum?

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ